Cenab-ı Hak: “Ey iman etmiş olanlar, namaza kalkmak
istediğinizde, yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız, başınızı meshediniz
ve topuklara kadar ayaklarınızı da”[2]
buyurmuştur. Buna göre; abdestin farzları: Yüz, el ve ayakların yıkanması ile
başın meshi olmak üzere dörttür. Yıkama yıkanan şeyin üzerinden suyu
akıtmaktır. Mesih de meshedilen şeye eli dokundurmaktır. Yüzün sınırı, saçın
bitmeye başladığı yer ile çenenin altı ve iki kulak yumuşakları arasında kalan
miktardır. Çünkü kişi herhangi bir kimse ile konuşmak istediği zaman yüzünün
bu kısmı ile o kimseye yönelmiş olur.
Hanefiler'e
göre Dirseklerle topuklar yıkanma hükmüne dahildirler. Yani el ve ayaklar
yıkanırken dirsek ve topuklar da onlarla birlikte yıkanmalıdır. Ancak İmam
Züfer (Radıyallâhü anh):
“Orucu geceye kadar tamamlayınız.” [3] âyet-i kerimesinde gece nasıl orucun hükmüne
dahil değilse, burada da dirseklerle topuklar yıkanma hükmüne dahil
değillerdir” diyerek bu görüşe katılmamıştır. Biz diyoruz ki:
Bu iki âyet
arasında fark vardır. Zira oruç âyetinde eğer geceye kadar denmemiş olsaydı,
yemek içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan sakınmak demek olan orucu ne vakte
kadar sürmenin gerektiği bilinmiyecekti. Çünkü kişi kısa bir süre için de bir
şey yiyip içmez ve cinsel ilişkide, bulunmazsa, bunlardan sakınmış sayılır.
Burada ise eğer dirseklere kadar ve topuklara kadar denmeseydi, ellerin
omuzlara kadar ve ayaklann da kalçaya kadar yıkanmasının gerektiği anlamış
olacaktı. Zira bazı istimallarda kol ve bacaklar “El” ve “Ayak” kelimelerinin anlamı içine dahildirler.
Baştan meshi
gereken miktar perçem yeri kadardır, ki başın dörtte biridir. Zira Muğire b.
Şube (Radıyallâhü anh)'ın rivayetine göre: “Bir gün Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) misafir bulunduğu bir köyün çöplüğünde küçük
abdestini bozduktan sonra su isteyip abdest almış ve mestleriyle başmı meshederken
başından sadece perçemine elini sürmüştür.[4] Mücmel
olan âyetin bir açıklaması mahiyetinde olan bu hadis, baştan sadece üç tane
kılı meshetmenin yeterli olduğunu söyleyen İmam-ı Şafii (Rahimehullah) ile “Başın hepsini meshetmek gerekir” diyen İmam
Mâlik (Rahimehullah)'ın görüşlerine karşı bir delildir. Hanefi Fukahası
arkadaşlarımızdan kimisi, İmam Ebü Hanife (Rahimehullah)'den “Başın meshi en az elin üç parmağı ile
olabilir. Çünkü mesih, çoğunlukla elin parmaklan ile yapılır” diye söylediğini
nakletmiştir.[5]
Abdestin Sünnetleri
1- Abdest almak isteyen kimsenin -eğer uykudan
kalkmış ise- elini kaba sokmadan önce yıkaması sünnettir. Çünkü Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Her
hangi biriniz uykudan uyandığı zaman, elini üç defa yıkamadan kaba
daldırmasın. Zira (uykuda iken) elinin, cesedinin neresine değdiğini bilemez.”[6]
buyurmuştur. Hem de temizlik el ile yapıldığı için, temizlikte, önce elden
başlamak daha uygundur. Abdest almaya başlamadan önce yıkanması sünnet olan,
elin parmak uçlarından bileğe kadar olan kısmıdır.
2- Abdest almaya başlarken besmele çekmek. Zira
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Besmele çekmiyenin abdesti yoktur.”[7]
buyurmuştur, ki bundan: “Abdestinin
sevabı yoktur” mânası murattır. Abdest almaya başlarken besmele çekmenin sünnet
olması Kuduri'nin beyanına göredir. En doğrusu şudur ki, sünnet olmayıp müstahaptır.
Sahih olan kavle göre istincadan da hem önce hem sonra besmele çekmek
müstahaptır.
3- Ağıza Misvak sürmek. Çünkü Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hep misvak kullanırdı.[8] Şayet
misvak yoksa kişinin parmaklarını dişlerine sürtmesiyle de sünnet yerine gelmiş
olur. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) misvak olmadığı
zaman öyle yapardı. [9] En
doğrusu, misvak da sünnet değil, müstahaptır.
4- Ağız ve buruna su vermek. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) her abdest aldığında bunu yapardı.[10] Ağız
ve buruna su vermenin keyfiyeti şöyledir:
Kişi önce
ağızdan başlar ve üç defa ve her defasında avucuna yeniden su almak suretiyle
ağzına su verip çalkaladıktan sonra bu sefer aynı şekilde burnuna vererek üç
defa tekrarlar. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in abdest
alırken hep böyle yaptığı hikâye edilmektedir. [11]
5- Kulakları meshetmek. Hanefilere göre kulakları
başın suyu ile meshetmek sünnettir. Çünkü Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem); “Kulaklar baştandır” [12]
buyurmuştur. Yani kulaklar başın hükmüne tabidirler. Zira tabiidir ki kulaklar
başın birer parçası değildir.
Sakal
oğuşturmak yalnız Îmam Ebû Yûsuf'a göre sünnettir, İmam Ebû Hanife ile İmam
Muhammed' e göre ne sünnettir, ne de bidattir. Çünkü sünnet, farz olan bir
şeyin eksikliğini, farz olduğu yerde tamamlamaktır. Sakalın içi ise,
görünmediği için farzın yeri değildir,
8- Organları üçer defa yıkamak. Çünkü bir gün
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) abdest alırken, organlarını
birer defa yıkadıktan sonra:
“Bu öyle bir abdesttir ki Allah, namazı onsuz
kabul buyurmaz.”[15], ikişer defa yıkadıktan sonra:
“Bu, Allah'ın kendisine ikikat ecir verdiği kimsenin abdestidir.”[16] ve üçer defa yıkadıktan sonra da:
“Bu benim ve benden önceki peygamberlerin
abdestidir. Kim ki bundan fazla veya eksik yaparsa, ya sınırı aşmış, ya da
kendine yazık etmiş olur.”[17] buyurmuştur. Bundan ise, üçlemenin sünnet olduğu
anlaşılır. Hadisteki korkutucu ve ağır ifade üçlemenin sünnet olduğunu inkâr
edenler içindir.
9- Abdest alan kimse için niyet etmek
müstahaptır. Kuduri her ne kadar müstahap demiş ise de Hanefilere göre abdestte
niyet sünnettir. İmam-ı Şafiî (Rahimehullah): Teyemmümde niyet nasıl farz ise,
abdest bir ibadet olduğu için onda da niyet farzdır, demiştir. Biz diyoruz ki:
Niyetsiz olan abdestin, ibadet olması bakımından sevabı yoksa da onunla namaz
kılmabilir. Çünkü abdest su ile alındığı için onunla -niyet getirilmese de-
temizlik hasıl olur. Teyemmüm ise öyle değildir. Çünkü teyemmüm toprakla
edildiği ve toprakla temizlik hasıl olmadığı için, eğer niyet getirilmezse
mânâsız birşey olur.
10- Abdestin sünnetlerinden biri de başın
hepsini bir kere meshetmektir. İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) abdestin
yıkanan uzuvlarına kıyas ederek, başın da üç kere ve her birinde eli yeni bir
su ile ıslatarak meshedilmesi sünnettir, demiştir. Biz her abdest almada üçleme
yaptığı halde başını bir kez mesheden ve «Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapardı» diyen
Enes b. Mâlik (Radiyallâhü anh)'ın hadisine dayanıyoruz. Kaldı ki farz olan,
başı yıkamak değil, meshetmektir. Mesih ise, tekrarlanırsa yıkamak olur. O halde
mestlerin meshinde nasıl tekrar yoksa başın meshinde de tekrar yoktur. Her ne
kadar «Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) başını üç kez meshederdi» diye bir rivayet varsa
da, o demek değildir ki her birinde elini yeni su ile ıslatırdı. Yeni su ile
olmayınca -Hasan b. Ziyad'ın rivayetine göre- Allah rahmet eylesin İmam Ebû
Hanife'ye göre de üç kere meshetmek meşrudur.
11- Abdestin sünnetlerinden biri de, uzuvları,
âyet-i kerimede geçen sıraya göre ve sağ uzuvları sol uzuvlardan Önce yıkamaktır.
İmam-ı Şafii: “Âyet-i kerimede geçen sıraya göre uzuvları yıkamak farzdır. Çünkü
Cenab-ı Hak (Azze ve Celle): “Namaz
kılmak istediğiniz zaman abdest alın” buyurmuştur. Namaz kılma isteğinin
abdest almadan önce olması ise, sırayı gerektirir demiştir.
Biz diyoruz
ki: Âyette abdest uzuvları vav ile sıralanmıştır. Vav ise bütün lügatçilara
göre mutlak cemi için olup ondan sıra anlaşılmamaktadır. Buna göre sıra abdest
uzuvları arasında olmayıp sadece namaz kılma isteği ile abdest alma eylemi
arasındadır.[18] Abdest alırken sağ
uzuvları sol uzuvlardan önce yıkamak, hem bize, hem Imam-ı Şafii'ye göre üstün
sevaplı bir sünnettir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Allah, her şeyde, hatta ayakkabı giyme ve
saç taramada bile sağdan başlamayı sever”[19] buyurmuştur.[20]
Abdesti Bozan Şeyler
1- İnsan bedeninde bulunan normal iki yoldan çıkan her şey abdesti bozar.
Zira Cenâb-ı Hak, abdest almayı gerektiren durumları sıralarken “Veyahut eğer sizden biri ayakyolundan
gelirse...” [21] diye buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)de, kendisine “Abdesti bozan
şeyler nedir?” diye sorulduğunda: “İki
yoldan çıkan herşey”[22] diye
cevap vermiştir. “Herşey” kelimesi ise, amm olup normal olan ve olmayan her
şeye şâmildir.
2- Ağız dolusu kusmak ve kişinin herhangi bir yerinden kan ile irinden
birinin çıkması da -eğer çıkan kan veya irin silinmesi âdet olmuş bir miktarda
ise- abdesti bozarlar. İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kusup da abdest almadığına dair rivayete
dayanarak ve:
«Bedende
bulunan normal iki yoldan bir şey çıktığı zaman, yüz, el ve ayaklarımızı yıkamakla
emrolunmamız taabbüdi [23] bir
emirdir. O halde şeriatın emri hangi yer hakkında varid olmuş ise o yer
üzerinde durmak lâzımdır, ki o da bedenin normal olan iki yoludur” diyerek,
abdestin ne kusmakla ve ne de kan veya irinin -normal olan iki yol dışında-
herhangi bir yerden çıkması ile bozulmadığı görüşüne kail olmuştur. Bizim de
dayanağımız, Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: “Her akan kandan ötürü abdest almak lâzım
gelir”[24] ve; “Kim kinamaz içinde kusar
veya burnundan kan gelirse, namazdan ayrılıp abdest alsın ve eğer konuşmamışsa
namazınıngeri kısmını tamamlasın”[25]
hadisleridir. Akli yönden de biz diyoruz ki:
Her ne kadar
vücudun belli bir yerinden necis bir şeyin çıkması ile, vücudun birtakım diğer
yerlerini niçin yıkamak lâzım geldiğini bilemiyorsak da, kesin olarak
bildiğimiz bir şey vardır. O da, necis olan dışkı, sidik ve benzeri şeylerin
çıkması ile abdestin bozulmasıdır, işte bu makul nedene binaen, kan, irin ve
kusmuğu da yukarıda geçen şeylere kıyas edebiliriz. Zira bu iki grup şeyler
necislik vasfında müşterektirler. Ancak şunu demek zorundayız ki: Vücuttan
çıkan kan, irin ve kusmuğun normal yollardan çıkan diğer pislikler gibi
olmayıp abdesti bozmaları için kan ve irinin çıktıkları yerden akmaları ve
kusmuğun da ağız dolusu kadar olması gerekmektedir. Zira mutad olan yollardan
çıkan pislikler az da olsalar, esas yerlerinden ayrıldıkları için çıkmış
sayılırlar. Bunların ise, vücuttan çıkması ancak yerlerinden taşmaları ile
gerçekleşmiş olur. Aksi takdirde, yani deri veya kabuğun yırtılıp ve altındaki
kan veya irinin sadece dıştan görünüp akmamaları halinde abdest bozulmaz. Çünkü
bu durumda, necis olan bir şey vücuttan çıkmış olmuyor.
İmanı Züfer
(Allah rahmet eylesin); “Mideden yemeğin
ağıza gelmesi abdest bozucudur”[26]
hadisindeki umuma dayanarak kusmuğun azı ile çoğu arasında ayırım yapmamıştır. İmam
Züfer ayrıca mutad iki yoldan çıkan pisliklere sath bir kıyasta bulunarak
vücuttan çıkan kan ile irinde akmayı da şart koşmamıştır. Biz; “Bir iki damla kandan dolayı, eğer akmazsa
abdest alınmaz”[27]
hadisi ile Hz. Ali (Radıyallâhü anh)'ın, abdesti bozan şeyleri sayarken “Veyahut eğer kişi ağız dolusu kusarsa” mealindeki
sözüne dayanıyor ve “İmam-ı Şafii”nin hadisi aza, İmam Züfer'in hadisi de çoğa
mahmuldür” diyerek deliller arasında taarruz yoktur, diyoruz. Vücudun mutad iki
yolu ile diğer yerleri arasındaki farkı da yukarıda anlattık.
Kişinin bir
kaç kez ve fakat azar azar kusması halinde, eğer hepisi bir arada takdir
edildiği zaman bir ağız dolusu kadar olursa, İmam Ebû Yûsuf'a göre eğer hepisi
aynı oturuşta, İmam Muhammed'e göre de aynı bulantı neticesinde olursa abdest
bozulur, yoksa bozulmaz.
Şunu da
bilmek lâzımdır ki kan, irin ve kusmuk, az oldukları zaman abdesti bozmadıkları
gibi, İmam Ebû Yûsuf'a göre necis de değildirler, ki sahih olan görüş budur.
Zira abdesti bozmadıklarına göre hükmen necis olmamaları gerekir. Çünkü necis
olan bir şeyin vücuttan çıkması halinde abdest bozulur.
Kusma ile
abdest bozulması, kusmuğun safra, yiyecek ve içecek olması haline mahsustur.
Eğer bulantı neticesinde kusulan şey balgamdan başka bir şey olmazsa, İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed'e göre abdest bozulmaz. İmam Ebû Yûsuf ise: “Eğer ağız
dolusu kadar olursa balgam da olsa bozulur demiştir. Bu görüş ayrılığı
balgamın karından gelmesi halindedir. Baştan inen. balgam ile abdestin
bozulmadığmda görüş ayrılığı yoktur. Çünkü baş, necaset yeri değildir. İmam
Ebû Yûsuf: “Karın’dan gelen balgam necis yerden geldiği için necistir ve ağız
dolusu kadar olduğu zaman çok olan bir necis vücuttan çıkmış olur” demiştir.
İmam-ı Âzam ile İmam Muhammed ise: “Balgam kaygan bir madde olduğu için, içine
necaset giremez. Ancak az miktarda ona bulaşır. Kendisi çok da olsa, ona
bulaşan necaset az olduğu için, onun çıkması ile abdest bozulmaz” demişlerdir.
Kusmuğun kan
pıhtısı olması halinde de, abdestin bozulması için ağız dolusu kadar olması
şarttır. Çünkü bu durumda olan kusmuk, siyah ve yanık bir kan olup safra gibi
midenin oluşturduğu bir maddedir. Kusmuk sıvı bir kan da olsa, İmam Muhammed'e
göre yine böyledir. İmam Muhammed, bunu da kusmuğun diğer çeşitlerine
hamletmiştir. Fakat İmam-ı Âzam ile İmam Ebû Yûsuf: “Sıvı kan az da olsa, eğer
kendiliğinden akıp gelirse onunla abdest bozulur. Zira mide kan yeri olmadığı
için bu kan, içteki bir çıbandan gelmektedir.” demişlerdir.
Eğer kan
başın içinden akıp burnun yumuşağına kadar inerse, ittifak ile abdest bozulur.
Zira kan yıkanması gerekli yere kadar indiği için kesin olarak vücuttan çıkmış
sayılır.
3- Yatarak, ya da yaslanarak veyahut, çekildiği takdirde yere düşeceği
bir şekilde herhangi bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin abdesti bozulur. Çünkü
yatarak uyku, vücut mafsallarını gevşetir. Bu durumda olan kimsenin yellenmesi
heran için mümkündür. Olması heran için mümkün olan bir şey de olmuş sayılır.
Yaslanarak uyuyan kimse de, makadı yerden kalkık olduğu için uyanıklık halindeki
kendini tutabilme gücünü yitirir. Bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin de
mafsalları, o derecede gevşektir ki, dayandığı şey yanından çekilirse yere
düşecektir. Fakat ayakta, yahut oturarak, ya da rükû veya secdede uyuyan
kimsenin abdesti -sahih olan kavle göre- bozulmaz. Zira bu durumlarda olan uyku
ile, kişinin mafsallarında tam bir gevşeme olmaz. Ne kadar olsa, yine kendini
tutabilir. Nitekim uyuduğu halde yere düşmemesi bunu gösterir. Bunun kaynağı
da Peygamber Efendimiz(Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in “Ayakta, yahut
oturarak, ya da rükû veya secdede uyuyan kimseye abdest almak gerekmez. Abdest
yenilemek, ancak yatarak uyuyan kimseye gerekir.”[28]
hadis-i şerifidir.
4- Kafayı oynatmak veyahut baygın düşüp kendinden geçmek de abdesti bozar.
Zira şuursuzluğun vücut gevşemesi üzerindeki etkisi, yatarak uyumaktan daha
çoktur. Baygınlıkla bütün durumlarda abdest bozulur. Onun -uykuda olduğu gibi-
müstesna bir durumu yoktur. Her ne kadar kıyas, uyku ile de bütün durumlarda
abdestin bozulmasını gerektiriyorsa da, baygınlığın vücut üzerindeki olumsuz
etkisi daha çok olduğundan uyku ona kıyas edilemez.
5- Rükû ve secdeli olan namazlarda sesli gülmekle de abdest bozulur.
Fakat kıyas bozulmamasını gerektirir, ki İmam-ı Şafii bu görüştedir. Zira
sesli gülen kimsenin vücudundan necis bir şey çıkmış olmaz. Nitekim namazın
dışında ve cenaze namazı ile tilâvet secdesinde gülen kimsenin abdesti
bozulmuyor. Ancak biz Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Bana bakın, içinizden kim sesli olarak
güldü ise, abdest alıp namazı yeniden kılsın.”[29]
hadisine dayanıyoruz. Çünkü bunca Ashap ve tabiin tarafından uygulanan ve Ebû
Müsâ el-Eş'ari gibi tanınmış bir Sahabî tarafından rivayet olunan böyle bir
hadis dururken kıyas yapılamaz. Hadis mutlak namaz hakkında vârid olduğu ve
mutlak namaz dendiği zaman da rükû ve secdeleri bulunan namaz anlaşıldığı için
bu hüküm yalnız bu namaza verilmiştir. Sesli gülmek, hem gülen ve hem de
gülenin yanında duran kimse tarafından işitilen gülüştür. Bayağı gülmek ise
yalnız gülen tarafından işitilir. Bayağı gülmekle abdest bozulmaz. Fakat
-söylendiğine göre- namaz bozulur.
6- Kişiden, solucan ve tenya gibi parazitlerin düşmesiyle de abdest
bozulur. Zira parazit bizatihi necis değilse de, pislik içinden geldiği için
üzerinde necaset bulunur ve o necaset her ne kadar az ise de, normal yoldan
çıktığı için yele benzer. Yel nasıl pisliğe bulaşıp necis olduğu için çıkması
ile abdest bozuluyorsa, bu da böyledir. Fakat kadının ferci ile erkeğin
zekerinden çıkan yel, necis yerden gelmediği için abdesti bozmaz. Hatta eğer
kadın, ferci ile makadı arasındaki hail yırtılıp iki menfezi birleşirse,
yellendiği zaman yelin, makadmdan çıkmış olabilmesi ihtimaline binaen abdest
alması müstehaptır.
7- Eğer yaranın kabuğu sıyrılıp altından su veya benzeri bir şey çıkarsa,
eğer kenarlara dağıtırsa abdest bozulur, dağıtmazsa bozulmaz. Çünkü yaradan
çıkan su necistir. Zira kan pişmekle irinleşir. İrin de pişe pişe nihayet suya
dönüşür. İma'm Züfer'e göre her iki durumda da abdest bozulur. İmam-ı Şafiî'ye
göre de her iki durumda da bozulmaz. Bu da eğer kendiliğinden çıkarsa
böyledir. Eğer kişinin sıkması ile olursa, dağılsa bile bozulmaz. Çünkü bu
durumda -Allah bilir- vücuttan necis bir şey çıkmış olmuyor, çıkarılmış olur.[30]
[1] Taharet'in sözlük anlamı temizliktir. Fıkıh
ıstılahında ise -abdest, gusül ve teyemmüm gibi- birtakım hükmi pisliklerden
temizlenme ameliyelerine de denildiği için, müellif bunların hepsini kastederek
“Taharetler” diye çoğul olarak kullanmıştır.
[4] Muğire b. Şube tarafından rivayet olunan ve aslında
iki hadis olup müellif tarafından birleştirilen bu hadisin davamıza delil olan
son kısmı Müslim'de kayıtlı bulunmaktadır. Mestlerin Mesih Babı c. 1, s. 134;
Nasbü’r-raye c. 1, s. 1
[5] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-HasanAli b. Ebû Bekir
Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları, İstanbul, 1992: 1/21-22.
[8] Bu konuda birçok hadisler mevcut olup biri, Buhari ile
Müslim'in Huzeyfe (r.a.)'dan “Peygamber
Efendimiz (s.a.v.) geceleri kalkarken ağzına misvak sürerdi” mealinde
rivayet ettikleri hadistir. Müslim ayrıca Hz. Aişe (r.a.)'den de “Peygamber
Efendimiz (s.a.v.), her eve geldiğinde yaptığı ilk iş ağzına misvak sürmekti”
mealinde bir hadis rivayet etmiştir. Ebü Dâvud da Hz. Aişe (r.a.)'dan
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) -gece olsun şündüz olsun- her uykudan kalktığında,
abdest almadan önce ağzına misvak sürerdi” mealinde bir hadis
nakletmiştir.Nasbü’r-raye c. 1, s. 8.
[9] Gariptir. el-Muğni c. 1, s. 37'de Enes b. Mâlik
(r.a.)'dan gelen munkatı bir hadis olduğu zikredilmektedir. Nasbü’r-raye c. 1,
s. 8
[10] Peygamber Efendimiz'in nasıl abdest aldığını rivayet
eden yirmi bir Sahabinin hepsi Peygamber Efendimizin abdest alırken ağız ve
burnuna su verdiğini söylemişlerdir. Bu Sahabilerden Abdullah İbn-i Zeyd'in
hadisini Eyimme-i Sitte’nin her altısı da kaydetmişlerdir. Nasbü’r-raye c. 1,
s. 10
[14] Bu lafızla gariptir. Darekutni, Ebû Hüreyre
(r.a..)'dan “Peygamber Efendimiz: “Parmaklarınızın
arasını ovun ki kıyamet günü, aralarında Cenâh-ı Allah ateş sokmasın”
buyurdu” şeklinde rivayet etmiştir. Nasbü’r-raye c. 1, s. 26
[15] Bu lafızla gariptir. Abdullah İbn-i Ömer, Übey b.
Ka’b, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebû Hüreyre (r.a.)'nın rivayet ettikleri bu hadisin
sonunda “Kim ki bundan fazla veya eksik
yaparsa, sınırı açmış veya kendine yazık etmiş olur” ziyadesi yoktur. Bu
ziyade ancak bir başka hadisin sonunda vardır. Nasbü’r-raye c. 1, s. 27.
[16] Bu lafızla gariptir. Abdullah İbn-i Ömer, Übey b.
Ka’b, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebû Hüreyre (r.a..)'nın rivayet ettikleri bu hadisin
sonunda “Kim ki bundan fazla veya eksik
yaparsa, sınırı açmış veya kendine yazık etmiş olur” ziyadesi yoktur. Bu
ziyade ancak bir başka hadisin sonunda vardır. Nasbü’r-raye c. 1, s. 27
[17] Bu lafızla gariptir. Abdullah İbn-i Ömer, Übey b.
Ka’b, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebû Hüreyre (r.a..)'nın rivayet ettikleri bu hadisin
sonunda “Kim ki bundan fazla veya eksik
yaparsa, sınırı aşmış veya kendine yazık etmiş olur” ziyadesi yoktur. Bu
ziyade ancak bir başka hadisin sonunda vardır. Nasbü’r-aye c. 1, s, 27
[18] Müellif her ne kadar böyle söylüyorsa da İmam-ı Şafii,
abdestte tertibin farziyetini ne “Vav”dan, ne de namaz kılma isteğinin abdest
almadan önce olmasından çıkarmıştır. Zira “Vav”ın mutlak cemi için olup ondan
tertip anlaşılmadığı, herkesçe bilinen bir şeydir. Halis bir Arap olan ve Arap
dilinin bütün inceliklerini çok iyi bilen İmam-ı Şafiî de bunu biliyordu.
Namaz kılma isteği ile abdest alma eylemi arasındaki tertip de tabii olup
onunla, abdest uzuvlarının tertibi arasında hiç bir ilişki yoktur. Şayet
abdest ters bir şekilde dahi alınsa, yine de namaz kılma isteği abdest almaktan
öncedir. Bu da açık bir şeydir. Fıkh-i Şafii kitaplarının açıklamasına göre,
İmam-ı Şafii tertibin farzyetini âyetin nazmından çıkarmıştır. Zira âyette üç
uzvun yıkanması, birinin de meshedilmesi emredilmektedir. Meshi emredilen
uzvun, yıkanması emredilen uzuvlar arasında zikredilmesi, bunların sıra ile
yapılması gerektiğine işarettir. Yoksa “Yüzünüzü,
dirseklere kadar ellerinizi vetopuklara
kadar ayaklarınızı yıkayınız ve başınızı meshediniz” buyurulacaktı ki o
zaman, belagata daha uygun düşerdi. Ahmed Meylani
[23] Hikmeti bilinmeyen şer'i hükme taabbüdi denir, ki
konumuz olan mesele o kabildendir. Zira kaza-yı hacet eden kimsenin abdest
alma mükellefiyeti, sebebi bilinmeyen bîr hükümdür. Çünkü bu kimsenin mutad
olan iki yolundan necasetin çıkması ile yüz, el ve ayaklarına ne oluyor ki, bunları
yıkamakla mükellef tutulur.. Bunun için böyle hükümlere taabbüdi denir ve
taabbüdi olan bir hükme -fukahanin ittifakı ile- başka bir şey kıyas edilemez.
Çünkü kıyas sebebe dayanır. Taabbüdi hükmün sebebi ise meçhuldür. Mütercim:
Ahmed Meylani
[28] Bu lâfızla gariptir. Ebû Davud (uyumaktan dolayı
abdest alma babı), Tirmizi İmam Ahmed, Darekutnl ve Beyhakl, Abdullah İbn-i
Abbas (r.a.)'dan şu şekilde rivayet etmişlerdir. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
secdede iken uyumuştu. O derecede ki horluyordu bile. Sonra kalkıp namazına
devam etti. Ona:
“Yâ Resülallalı, sen
uyumuştun,” dedim. Bana:
“Abdest almak ancak uzanarak yatan kimseye lâzım gelir.
Çünkü kişi uzanınca mafsalları gevşer,”
diye cevap verdi.” Nasbü’r-raye c. 1, s. 44
[29] İmam Ebü Hanife’nin birçok Ashabtan naklettiği bu
hadisi, aynca Beyhakl ve Darekutni de kitaplarının birçok yerlerinde çeşitli
ifadelerle ve değişik Ashabtan rivayet etmişlerdir. Nasbü’r-raye c. 1, s. 47
[30] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-HasanAli b. Ebû Bekir
Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları, İstanbul, 1992: 1/27-32.