Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Hisbe ve Muhtesiblik E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 18.01.2008 - 20:12

Okunma Sayısı : 596

Konumuz bakımından önem arzeden bu müessese hakkın­da İbn Haldun şunları yazar: Muhtesiblik, dînî bir görev olup, kötülükten alıkoymak ve iyi­liği emretmekten ibarettir. Kötülükten alıkoyma ve iyiliği emretme, müslümanlann iş ve idaresi başında bulunanların üzerine yükletilen bir farzdır. Müslümanların idaresi başında bulunan zat, ehliyetli olanı bu göreve tâyin eder. Bunun üzerine tâyin edilen adama bu görevi görmek farz olur...

Muhtesib, halkı şehir ve ahalisinin fayda ve maslahatlarına uygun hareket etmeye sevk eder, yollardaki kalabalık ve sıkışıklık­lara engel olur, hammallarm ve gemicilerin fazla yük yüklemelerini men eder, yıkılma tehlikesi gösteren yapıların ve evlerin yıktırılma­sını sahiplerine emreder. Yollardaki, geçip gidenler için zararı do­kunabilecek nesneleri ortadan kaldırır. Okullardaki öğrencileri haddinden aşırı döven öğretmenlerin ellerine vurur. Onları, öğren­cilere haddinden aşırı vurmaktan alıkoyar. Muhtesiblerin hüküm­leri, kadı ve hâkimlerinki gibi duruşmalara, hak ve hukuk dâva ede­rek çekişmelere bağlı değildir. Muhtesib, kendisine belli olan her işe ve incelenmek üzere, kendisi ne sorulan ve belli olan hal ve işle­re bakar; hükmeder. Onun görevi yalnız dâvalara bakmak değildir, o hîle, aldatmalara, yiyecek ve içecek maddelerinde hîle yapanla­ra, yüksek fiyatla satanlara ve bunlardan başka isbatı, delil ve, ta­nıklara muhtaç olmayan hususlara, ölçü ve ölçeklere bakar. Suçlu­ları cezalara çarptırır. Borçlarını vaktinde ödemeyenleri insafla iş görmeye mecbur eder. Bundan başka tanık ve delil ile isbat ve hü­kümleri yerine getirmeye muhtaç olmayan iş ve hallere bakar. Bunlar umumî haller ve yerine getirilmesi kolay işler olduğu için ka­dı bunlara bizzat kendisi bakmadan, bunları muhtesib'e havale et­miş gibi olur.

Muhtesiblik hakkında Prof. Muhammed Hamîduîlah da şu malûmatı vermektedir.

İlerde müstakil hale gelen ve İslâm şehir hayâtının pek mühim bir müessesesi olan muhtesiblik, yâni âmme örf ve âdetlerinin, yaşayışının müfettişliği vazifesi, hâkimliğe en yakın bir vazifedir. Medine'de Hz. Peygamber bizzat ve eyâletlerde vâlî-hâkimler O'nun adına bu işle meşgul oluyorlardı. Bu müessese, şu âyetten neş'et eder:

"Sizden hayr'a davet edecek, ma'rufu emir, münkerden nehyedecek bir grup bulunsun. Felah bulacak olan, işte onlar­dır..."

Tâhiru'l-Mevlevî de şunları yazar: Muhtesib; vaktiyle belediye işlerine bakan memur idi. Emr-i ma'ruf ve nehy-i münker'le de iştigâl ederdi. Bu itibarla çalgıcılar, meyhaneciler ve sarhoşlar muhtesib'den korkarlardı.

Görülüyor ki, günümüzde emniyet genet müdürlüğü58, trafik teşkilâtı, polis, jandarma ve belediye zabıtası hattâ maarif müfet­tişlerinin vazifeleri İslâm cemiyetinde muhtesib'ler tarafından yürü­tülmüştür. Devlet teşkilâtı içinde bu nisbette geniş vazife ve selâhiyetleri bulunan muhtesib, "hakkı tavsiye"nin önemini göste­ren canlı bir delildir.

c) Büyüklerin Sözleri

İslâm büyüklerinin hakkı tavsiye hakkındaki görüşleriyle ko­numuzun dînî önemi bölümünü bağlıyalım.

İmam Şafiî şöyle konuşur:

"Kendisinde üç haslet bulunan îmânı olgunlaştırmıştır:

1. Emr-i ma'ruf; Allah Teâlâ'nın emirlerini başkalarına ulaştı­ran ve kendisi de kabul eden.

2. Nehy-i münker; Allah Teâlâ'nın yasaklarından başkaları­nı men eden ve kendisi de çekinen.

3. Allah Teâlâ'nın çizdiği çerçevenin dışına çıkmayıp bunla­rı koruyan...”

İbn Abbas (r.a.) şöyle der: "İnsanlara iyiliği öğretenler için, denizdeki balıklara varınca­ya kadar her şey Allah Teâlâdan mağfiret diler"

Zu'n-nûn'ı Misrî (k.s.) der ki: "Üç şey îman alâmetlerindendir, der ve ilâve eder:

1. Müslümanların dertleriyle kalbin gam çekmesi.

2. Nasîhatı esirgememek.

3. Her ne kadar halk bilmese ve kötü görse de onları iyilikleri­ne irşâd etmek.

Huzeyfe (r.a.) a, "canlı cenaze" sorulur, şu cevabı verir:

"Bir kötülüğü, kötü görüp eliyle veya diliyle, veya kalbiyle dü­zeltmeye çalışmayan kişidir."

Sahîh rivayetlere göre Ashâb-ı Kİrâm bir araya geldikleri za­man, "Asr Sûresİ"ni biribihne okumadan ve selâmiaşmadan ayrılmazlarmiş. Bu hareketiniz mânasını İstiklâİ Marşı Şâirimiz M. Akif Bey şöyle anlatır: "Ashabın bu âdeti, teberrük içindir (sürenin yüzü suyu hür­metine nail olmak içindir) zannında bulunanlar yanılıyorlar. Zira bu sûre-i güzîn'i okumaktan maksat, içindeki mânâları, husûsiyle hakkı, sabrı tavsiyede bulunmayı karşısındakine hatırlatmaktır. Tâ ki arkadaşından ayrılmazdan evvel onda bir hayırlı vasiyyet, nasîhat varsa onu kendisine celbetmiş olsun."

Hakkı tavsiye'nin diğer tâbirle emir bi'1-ma'ruf ve nehiy ani'l-münker müessesesinin İslâm'a has bir iike olduğunu söylemek, bu müessesenin İslâm'da, önem ve yerini anlatmaya kâfidir. İslâmda, Hıristiyanlığın "Allah'ın hakkını Allah'a, Kayser'in hakkını Kay-ser'e ver" esasına yer olmadığı gibi, "Allah'a isyan olan yerde, kula itaat (da) yoktur." Bu müessese, İslâm'ın hayatiyet unsu­rudur. Bunun içindir ki, Ömer (r.a.) gibi bir halîfeye, "doğru yoldan ayrılırsan, seni kılıçlarımızla doğrulturuz!" diye seslenen sahâbî bulunabiliyor. İslâm'ın adalet üzere yürütülmesi nokta-i nazarın dan, "her hal-ü kârda doğacak zararı nazar-ı i'tibara almaya lüzum görmeden emir bi'l-ma'ruf ve nehiy ani'l-münker yapılmasını" şid­detle savunan "Mu'tezile" gibi bir mezhep doğuyor.

Muhtesiblik müessesesi, hakkı tavsiye'nin muayyen bir zümreye âit olduğu fikrini vermemelidir. Muhtesibier yanında erkek-kadın her müslüman hakkı tavsiye ile yükümlüdür. Hele günü­müzde bu görev tamamen müslüman kişilerin üzerindedir. Zaten "necat ancak millet fertlerinden her birinin diğerinden hakkı taleb etmesi ve cümle işlerinde sabra sarılması iledir." "Aksi halde" üm­metin çoğu hakdan gafil demektir. Böyle ümmeti bâtıl istilâ eder. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Bir de belânın öylesinden sakınınız ki, o hiçbir zaman içinizden yalnız zâlimlere isabet etmez. Bilmiş olunuz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir."

Bütün müslümanlarm yükümlü olduğu bu mühim görevin nasıl ve hangi vasıtalarla yapılacağını gözden geçirmeden önce, kâfi olup olmadığını tesbite çalışalım.

Son Güncelleme : 18.01.2008 - 20:12

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa