| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| el-Hidaye - Yol Kesicilik / Bağy Bahsi |
|
| Yazar İmam Merginani | |
| 14 02 2010 | |
YOL
KESİCİLİK BABI
Gücü yerinde
ve silâhlı olan bir kimse veyahut bir topluluk, yolda gelen gidenleri soymak
için evlerinden çıktıkları zaman, eğer henüz kimseyi soymamış ve kimseyi
öldürmemişken yakalanırlarsa -pişmanlık duyarak tevbe edinceye kadar-
hapsedilirler. Eğer bir müslümanı veyahut İslâm idaresi altında bulunan bir
gayrimüslimi soyduktan sonra yakalanır ve soydukları maldan herbirine bir hırsızlık
nisabı kadar düşüyorsa, çapraz olarak el ve ayakları kesilir. Eğer hem adam
öldürdükten, hem soygunculuk yaptıktan sonra yakalanırlarsa şer'î ceza olarak
öldürülürler. Bu hüküm Kur'an-ı Ke-rim'in:
“Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde
bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz
olarak el ve ayaklan kesilmek ya da yerlerinden sürüImektir” [1] âyetinden
kaynaklanmaktadır. Çünkü bu âyette -Allah daha iyi bilir- yol kesicilerin
işledikleri dört çeşit suça göre kendilerine verilecek ceza şekilleri
belirtilmiştir. Hem de suçlar durumlara göre değiştiği için, suçun ağırlığına
göre cezanın da ağır olması gerekir.
Yol
kesicilere birinci surette hapis cezası vesilmesinin sebebi şudur: çünkü
âyette geçen “Yerlerinden sürülmek” deyiminden murad hapsedilmektir. Zira
hapsedilen kimse, yeryüzündeki insanları şerrinden korumak için yerinden
sürünmüş olur. Bundan başka hâkim gerekli görürse bu kimseye -yol kesme suçunu
işlediği için- bir idâri ceza da verebilir.
Yol kesmek
istiyen kimsenin güçlü olmasının şartı da, çünkü eğer güçlü olmazsa -kimseyi
soyamadiğı için- bu suçu işlemek istese bile işliyemez. Yol kesicinin -ikinci
surette- bir müslümanı veya îslâm idaresi altında olan bir gayrimüslimi
soymasının şartı da, müslüman kimsenin malı ile İslâm idaresi altında olan
gayrimüslimin malı sürekli olarak haram olduğu içindir. Bunun içindir ki,
bizden aldığı müsaade ile ülkemize gelen bir gayrimüslimi soyan kimsenin eli
kesilmez. Çünkü bu gayrimüslimin malı sürekli olarak değil, bizim ülkemizde
kaldığı sürece haramdır. Yol kesicinin soyduğu malın bir hırsızlık nisabı
kadar olması da şart olmuştur, ki insanın çok değerli olan vücut organları
değersiz bir şey için kesilmesin.
Yol kesiciler
üçüncü surette de şer'i ceza olarak öldürülürler. Hattâ eğer öldürdükleri
kimsenin vârisleri onları bağışlasalar bile bağışlamalarına bakılmaz. Çünkü
öldürülmeleri, şeriatın hakkıdır.
Yol kesiciler
dördüncü surette, yâni hem, adam öldürdükleri, hem soygunculuk yaptıkları zaman,
hâkim muhayyer olup isterse el ve ayaklarını kestikten sonra onlan öldürür ve
asar, isterse el ve ayaklarını kesmeden onları öldürür veyahut asar. İmam
Muhammed ise: Ya öldürür, ya asar. El ve ayaklarını kesmez. Çünkü işledikleri
suç bir tek suç olduğu için bir tek ceza onlara vermek gerekir. Hem de el ve
ayak kesme cezası, öldürme cezasından hafif olduğu için ona girer. Nasıl ki hem
hırsızlık, hem zina cezası birisine lâzım geldiği zaman -hırsızlık cezası zina
cezasından hafif olduğu için- ona yalnız zina cezası uygulanır” demiştir.
İmam Ebû Hanife
ile İmara Ebû Yûsuf ise: “Hem soymak, hem öldürmek suçlarını işliyen yol
kesiciye verilen bu ceza bir tek cezadır. Ancak sebebi ağır olduğu için ağır
bir cezadır. Çünkü bu yol kesici yolcuları hem öldürmek, hem mallarını almak
suretiyle yollarda güven diye bir şey bırakmaz. Bunun içindir ki küçük
hırsızlıkta el ve ayağın ikisini kesmek iki ceza iken büyük hırsızlıkta bir
ceza olmuştur. Cezaların birbirlerine girmeleri de bir tek cezada olmayıp,
cezâlann birden fazla olması haline mahsustur” demişlerdir.
Hâkimin yol
kesiciyi asıp asmamakta muhayyer olması da, zahir olan rivayete göredir. İmam
Ebû Yûsuf dan ise “Hâkim onu asmak zorundadır. Çünkü asılması hem nassda
emrolun-muş. hem de onu asmaktan gaye onu teşhir etmektir, ki başkaları da
ondan ders alsınlar” diye söylediği rivayet olunmuştur.
Biz diyoruz
ki: öldürülmekle de teşhir hasıl olur. Ancak asmakta daha fazla teşhir
bulunduğu için hâkim isterse onu asar.
Yol kesici
asıldığı zaman sağ olarak asılır ve karnı mızrakla yarılıp tâ ki can verir.
Bunun gibi bir söz Kerhi'den de rivayet olunmuştur. Tahavi'den ise: “İşkenceden
sakınmak için önce öldürülür, sonra asılır.” diye söylediği rivayet olunmuştur.
Birinci
görüşün delili -ki en sahihi de odur- yol kesiciyi sağ olarak asmak daha ibret
vericidir. Cezadan da gaye odur. İle asılı olarak üç günden fazla kalmaz. Zira
daha fazla kalırsa kokar ve kokusundan halk rahatsız olur. İmam Ebû Yûsuf dan
ise: “Çürüyüp dağılıncaya kadar bir tahta parçası üzerinde bırakılır. Tâ ki
herkese ibret olsun” diye söylediği rivayet olunmuştur.
Biz diyoruz
ki: üç gün askıda bırakılması ile ibret hâsıl olur. Bundan fazlası matlûb
değildir.
Küçük
hırsızlığa kıyâsen fyol kesici de ceza olarak öldürüldüğü zaman soyduğu mallardan
zamin değildir.
Eğer yol
kesicilerden sadece biri bir yolcuyu öldürürse ceza hepsine lâzım gelir. Zira
kendilerine lâzım gelen ceza topluma karşı çıkıp onlarla savaştıkları içindir.
Bunda ise hepsi ortak olup birbirlerine yardımcıdırlar. Hattâ eğer aralarından
birinin ayağı kayarsa hepsi yardımına koşup başında üşüşürler. Şart sadece
birinin adam öldürmesidir, ki o da yerine gelmiştir. Öldürme ister sopa ile
ister taşla, ister kılıçla olsun farketmez. Çünkü yol, adamın ne şekilde olursa
olsun öldürülmesiyle kesilmiş olur.
Eğer yol
kesici ne kimseyi öldürmüş ve ne de soymuş, ancak birini yaralamış ise, kısas
gerektiren yaralarda kısas, diyet gerektiren yaralarda diyet kendisine lâzım
gelir. Bunun takdiri de yaralıya aittir, Zira yaralama suçunun şer'î cezası
bulunmadığı için bu. şahsın istek ve takdirine bağlı olur.
Eğer yol
kesici soygun yaptıktan sonra birini yaralarsa, çapraz olarak el ve ayağı
kesilir. Yaralama suçundan dolayı ise ona bir şey lâzım gelmez. Zira kendisine
şer'i ceza uygulandıktan sonra, soyduğu malın sorumluluğu nasıl üzerinden
kalkıyorsa, diğer şahsî haklar da öyledir.
Eğer yol
kesici bilerek adam öldürmüş ve fakat daha yakalanmadan tevbe etmiş ise,
Öldürdüğü kimsenin vârisleri isterlerse onu öldürürler, isterlerse bağışlarlar.
Çünkü yol kesicilik suçunun gerektirdiği ceza yol kesicinin yakalanmadan önce
tevbe etmesiyle düşer. Zira yukarıda geçen nassda yakalanmadan önce tevbe eden
kimseler istisna edilmiştir. Hem de tevbenin sıhhati malın sahibine geri
verilmesi şartına bağlıdır ve alınan mal geri verilince de artık ceza
uygulanmaz. Bunun için o zaman şahsi hak olur. Şahıs ise muhayyer olup isterse
kısas eder, isterse bağışlar.
Eğer yol
kesiciler arasında bir çocuk, yahut deli, ya da soyulan veya öldürülen
yolcunun nikâhı düşmiyen bir yakın akrabası bulunursa, diğerlerinden de ceza
düşer. Çocuk veyahut deli hakkındaki bu söz İmam Ebü Hanife ile İmam Züfer'indir.
İmam Ebû Yûsuf dan ise: “Çocuk veya deli soygun veya öldürme suçuna katılmayıp
bu suçu işliyenler yalnız diğerleri ise, diğerleri cezalandırılırlar- diye
söylediği rivayet olunmuştur, ki aynı ihtilâf küçük hırsızlıkta da câridir.
İmam Ebû
Yûsuf: “Çünkü asıl, bizzat suçu işliyendir, ona yardım edenler ise ona
tabidirler. Bunun için çocuk veya delinin bizzat soyan veya öldürenler
arasında olmadığı zaman asılda eksiklik yoktur. Eksiklik varsa tâbi
olanlardadır. Tâbi olanlardaki eksikliğe ise itibâr olunmaz. Fakat çocuk veya
delinin bizzat soyan veya öldürenler arasında olması halinde eksiklik
asıldadır. Asıldaki eksiklik ise mutebe olduğu için ceza hepsinden düşer”
demiştir.
İmam Ebû
Hanife'de -çünkü suç hepsinin fiilî sayılan bir tek suç olduğu için bâzıları
hakkında cezayı gerektirmediği zaman, diğerlerinin o fiildeki payı eksik bir
sebep olur. Eksik sebep ile hüküm sabit olamaz. Bu yol kesiciler de, birisi
bilerek, diğeri yanlışlıkla bir adamı öldüren iki kimse hükmündedirler” demiştir.Yol
kesiciler arasında, soyulan yolcunun nikâhı düşmiyen bir yakın akrabasının bulunması
haline gelince : kimisi bunu, soyulan malın bütün yolcular arasında müşterek
olması ve yol kesiciler arasında da yolculardan birinin nikâhı düşmiyen bir
yakın akrabasının bulunması şeklinde yorumlamış ise de, en sahihi şudur ki,
soyulan malın bütün yolcular arasında müşterek olması şart değildir. Zirâ
-yukarıda da söylediğimiz üzere- suç bir tane olduğu için, bâzıları hakkında
cezayı gerektirmemesi, diğerleri hakkmda da lâzım gelmemesini gerektirir.
Yol
kesicilerden şer'ı ceza düşünce, onlardan kısas alıp almamak öldürdükleri
kimsenin vârislerine aittir. Zira -yukarıda da söylediğimiz gibi- o zaman
şahsi bir hak olur isterlerse onları öldürürler isterlerse bağışlarlar.
Eğer bizzat
yolcular birbirlerini soyarlarsa onlara şer'î ceza, lâzım gelmez. Zira hepsi
kafilenin adamları oldukları için, birbirlerinin malını çalan bir evin
sakinleri gibidirler.
Eğer bir
kimse, şehir içinde, yahut Küfe ile Hire şehirleri arasında gece veya gündüz
yol kesicilik yaparsa istihsânen yolkesici sayılmaz. Kıyâsa göre ise yol
kesicidir, ki İmam-ı Şafii buna kaildir. İmam Ebü Yûsuf da: “Eğer soygunu şehrin
dışında yaparsa şehre yakın da olsa -ona yardım yetişemediği için- ona şer'i
ceza lâzım gelir-, bir rivayete göre der “Eğer soygunu gündüzleyin silâhla,
yahut geceleyin silâh ya da sopayla yaparlarsa, yol kesicidirler” demiştir.
Biz diyoruz
ki: yol kesicilik ancak kervanları soymakla olur. Kervan ise, ne şehir içinde
ve ne de şehre yakın bir yerde soyulamaz. Zira şehrin içinde yahut şehre yakın
yerlerde zahir şudur ki olay yerine yardım yetişir. Bununla beraber onlara
uygun görüldüğü kadar idâri bir ceza verilir ve soydukları ne ise, onlardan
geri alınır. Gerekirse terbiye için onlara ayrıca hapis cezası da verilir.
Şayet adam öldürmüşlerse, onlardan kısas almak ölünün vârislerine aittir.
Eğer bir
kimse, eliyle birinin boğazını tutar ve adam boğuluncaya kadar bırakmayıp sıkarsa
-İmam Ebû Hanife'ye göre: Ölünün diyeti o kimsenin akilesine [2] lâzım
gelir. Bu mesele de, bir kimseyi kesici olmayan bir âletle öldürmek meselelerinden
biridir. ki biz bunu -Allah izin verirse- diyetler babında anlatacağız. Fakat
bu kimse bir daha böyle yaparsa o zaman öldürülür. Çünkü o zaman bu kimsenin
toplumun huzurunu bozmaya çalışan bir kimse olduğu anlaşılır. [3] |