Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Şefaat Dilemek E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 03.07.2009 - 00:29

Okunma Sayısı : 457



Hamd ancak Allah içindir. Ona Hamd eder, Ondan yardım diler. Ona sığınır ve yalnız ona tevekkül eder ve onun afvını isteriz... Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden ona sığınırız. Hakikat şu ki: Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek kimse yoktur.

Allahtan başka ibadete layık ilah olmadığına şahadet ederim. O tektir ve şeriki yoktur. Mülk onun, her türlü medh-u sena onundur ki O her şeye kadirdir. Ve yine şahadet ederim ki, Hz.Muhammed(s.a.v) onun kulu ve rasulüdür.

Allah-u Teala Kitab-ı keriminde şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Allahtan nasıl sakınılır ise öylece sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün..."(Al-i İmran 102)

Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allahın kelamı, yolların en hayırlısı da Hz.Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulan bidat ve hurafelerdir. Muhakkak ki her bidat bir sapıklıktır ve sapıklıkların akibeti ise nar-ı cehennemdir.(İmam Muslim;Cuma:13)

Amma ba’d Allahı tanımayan gafiller bir yana, Allaha tabi olup ona inandığını iddia eden kardeşlerimiz dahi maalesef acaib bir cehaletin içine düşmüşlerdir.  Bu cehaletleri sebebiyle de bir çok meselede yanlış uygulamalar gözümüze çarpmaktadır. Hakikat şu ki teoriyi iyi bilmeyen kişiler, pratikte bir çok hatalara imza atacaklardır...

 Bu takılıp da düşülen meselelerden birisi de şefaat meselesidir. Bu risale biiznillah bu meselede vasat yolu, iktisadı bulmaya çalışacağız. Çalışacağız çünkü Allah bizi “vasat ümmet” olarak kitab-ı hakiminde tasvib etmiştir. Her mesele de orta yolu tutturan muktesidler müslümanlardırlar... Muhakkak ki çaba bizden, tevfik ve hidayet ise Allah-u teala’dandır. Rabbimiz bizden kabul buyur muhakkak ki sen her şeyi işiten ve hakkıyla bilensin...

Hiç şüphe yok ki Rasulullahın kıyamet gününde şefaati haktır... Allahu teala şöyle buyurur: “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’anla uyar. Onlar için rabblerinden başka ne bir dost, ne de bir şefaatçı vardır.”[1][1][1]

Bir başka ayet-i Kerimede de şöyle buyrulur: “De ki her türlü şefaat Allaha aittir.”[2][2][2]

Bir diğer ayet-i Kerimede de şöyle buyrulur: “Onun izni olmadan indinde şefaat edecekler kimdir?”[3][3][3]

Bir başka ayet-i Kerimede de şöyle buyrulur: “Göklerde nice melekler de vardır ki; Allah dileyip razı olduğuna izin vermedikçe şefaatleri hiçbir şeye yaramaz...[4][4][4]

Arap müşrikleri de bir şefaat inancına sahiptirler. Ama İslam her noktada olduğu gibi bu noktada  da kendi düşünce sisteminden kaynaklanan görüşü ortaya koymuştur. Onların bu şefaat anlayışlarını reddetmiş ve doğru yolu inanan kalblere göstermiştir.

 Sahih hadislerde de varid olduğu üzere Rasulullahın dahi hemen şefaat edemeyeceğini. Ancak Allahın huzuruna gelip secdeye kapanıp Ona hamd-u senada bulunduktan sonra Rasulullaha izin verilecektir.

 Hasılı müşriklerin zannları olan her şeyin şefaati söz konusu değildir. Allah şefaat edilen ve edecek olan hakkında da yegane karar vericidir. Ki “Din gününün malikidir.”[5][5][5] Ayetinde kasdedilen manaya gelir.

 Rasulullahın şefaati değişik şekillerde kendisini gösterecektir ki İmam İbn Kayyim 6 çeşit şefaat saymıştır bunlar:

1.       En büyük şefaat ki onun ehli Rasulullahtır.(Muslim) Bu şefaat mahşer yerinde olacak ve o anın sıkıntısından kurtulmak içindir.

2.       Cennet ehlinin cennete girmesi için şefaat (Buhari, Muslim)

3.       Muhammed ümmetinden asi bir kavim için şefaat.

4.       Tevhid ehli olup da günahları sebebiyle cehenneme girecek olanlara şefaat

5.       Cennet ehlinin sevab ve makamlarının  artması için şefaat.

6.       Cehenneme girmiş olan bazı kafirlerin azablarının hafifletilmesi için şefaat.

 Bu noktada mutezili bir akaide sahib olanlardan başkası itiraz sahibi değildir.

 Şimdi bu noktadan hareketle biz bu risaleyi asıl kaleme alış gayemizi her halde açıklaya biliriz. Evet, Rasulullahın şefaati hakktır. Ve ahrette Kalbinde hardal tanesi kadar dahi olsa mü’minlere şefaat edecektir.

 Bizim bu itikadımız, buna güvenip, bu müjdeye dayanıp direkt olarak Rasulullah’tan şefaat taleb etmeye müsait değildir.

 Maalesef günümüzde bazı kişileri “Şefaat Ya Rasulallah” derlerken görüyor ve işitiyoruz... Bu caiz değildir. İmam Ahmed b. Hacer şöyle der: "Kişi ancak şöyle dua edebilir: “Allahım Rasulullahın şefaatini nasib eyle...” veya “Ya Rabbi beni Rasulullahın şefaatinden mahrum eyleme...” İşte bu şekilde dua caizdir. İmam Ahmed b. Hacerin sözü burada bitti...

 Birçok şairler şiirlerinde, mevluthanlar gazellerde maalesef bu tür çirkin sözlere yer vermişlerdir.

 Şefaat yada medet Ya rasulallah sözü ve buna benzer sözler bir nevi istiğasedir. Bunları tevessülle izah etmek mümkün değildir. İmam Hasan el Benna bu konuda Fehm ve esaslarını izah ederken 14. Maddede şöyle der: “bunlar bidatlerdendir. Onlara savaş açılmalı ve başka kötülüklere yol vermemek için de onları tevil cihetine gitmemelidir.”

 İmam Ahmed b. Hacer der ki: “Tüm müslümanlar şüphe etmeden kati bir bilişle bilirler ki Rasulullahın şanı büyüktür. Makam-ı Mahmud sahibidir. Yaratılmışın en üstünü, Nebi ve Rasullerin sonuncusudur. Fakat tüm bu güzel sıfatlar Rasulullaha dua edip istiğasede bulunmamıza delil değildir.”

 Bu hususta cevazına delil getirenler elbette olmuştur. Allah razı olsun umulur ki hepsi de doğrunun peşindeydiler... Bize düşen onların fetvalarını ne niyetlerle verdikleri hakkında tartışmak değil onların delil ve hüccetlerine bakarak doğruları bulmaktır. Bunun böyle olması gerektiği noktasında dört mezheb imamının kavilleri delilimizdir. Onlardan İmam ebu Hanife şöyle der: “Nerde sahih bir hadis bulursanız o benim mezhebimdir.”

 Rasulullaha direkt olarak şefaat et yada medet et demeyi ayrıca salih zatlardan da aynı şekilde himmet ve medet beklemeyi caiz tutup olur diyenler İmam Hakim’in Mustedrek’inde rivayet ettiği hadisi delil getirirler. Hadiste muhtasaran şu ifadeler geçer ki Hz.Adem hata edince “Ya Rab! Hz.Muhammed hürmetine yalvarıyorum, beni bağışla” demiştir.

 Bu hadis şefaat ve medet dilemek hususunda onların delillerindendir. Lakin bu hadis hakkında alimler söz etmişlerdir. Öncelikle Hakim ki hadisi riayet eden odur, ilim erbabınca hadislerin tashihinde (hadislere sahihtir demek noktasında) laubali bulunmuştur.

 Bizzat bu hadis hakkında İmam Zehebi “Bu hadis mevzudur.” demiştir ki bu uyduruk demektir. Uyduruk hadis ise akaidle ilgili meselelerde delil olamaz. Bırakınız uyduruk hadisleri zayıf hadisler dahi bu babta huccet olarak alınamaz...

 Bu hadis Sahih olarak kabul edilse bile Hz.Ademin yaptığı bir istiğase değil sadece tevessüldür ki tevessül Şehit İmam Hasan el Benna’nın beyan ettiği üzere duanın keyfiyeti ile ilgili furu bir meseledir. Ve istiğase meselesi ile alakalandırılmayacak kadar farklı noktalardadır. Dikkat edilirse Hz.Adem; Hz.Muhammed hürmetine Allaha yönelmiş ve duasına merci olarak Allahı seçmiştir. Oysaki Medet yada Şefaat ya Rasulallah diyenler isteklerini Allaha değil Rasulullaha sunmuşlardır... Bu sebebten dolayı da hadis doğru kabul edilse dahi bu babta delil olamaz.

 Onlar ikinci olarak şöyle bir hadis rivayet ederler: “Allahım! Sana dua edenlerin senin üzerindeki hakkı ve benim bu yolumun hakkı ile sana yalvarıyorum.”

 Bu hadis hakkında İmam Heysemi Mecma’uz Zevaid adlı eserinde: “Zayıflarla muselsel” ibaresini kullanır ki bu: hadisin senedindeki ricalin yani ravilerin zincirleme olarak zayıf olduğunu beyan eder ki ykarıda itikadi hususlarda zayıf hadislerin delil olamayacağını beyan etmiştik. İmam İbn Hibban ise Hadisin ravilerinden Atiyye el Avfi hakkında “Ondan uydurma hadisler rivayet ediliyor” demiştir. Hasılı kelam bu hadis de zayıftır ve itikadi meselelerde bu ve benzeri zayıf hadislerle ihticac olunamaz, yani hüküm çıkarılıp, delil getirilemez.

 Kimileri ise bu hususta Kasas suresi 15. Ayeti delil getirirler ki o ayette mealen Allah: “Musanın tarafında olan kimse, düşmanına karşı Musa’dan yardım istedi” buyrulmuştur. Zahiren de gayet açık olduğu üzere bu ayet iddia sahiplerine delil olmaktan fersah fersah uzaktadır. Çünkü yakinen bilinen gerçek şudur ki hayatta olan bir kişi, diğer bir canlı kişiden ve bu yardıma kadir olan kişiden yardım istemektir ki bu kişi yardım istemenin ne zaman doğru ve ne zaman hangi şekillerde yanlış olduğunu iyi bellemek zorundadır. Zannederim bu delile de taassubundan dolayı yapıştı da hakiki manayı göremedi... Allah-u Alem

 Bazıları ise Nisa suresi 64. Ayeti delil getirirler ki o ayette Allah şöyle buuyrur: “Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelseler, Allahtan mağfiret dileseler ve Rasul de onlar için mağfiret dilese. Allahı tevbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulurlardı...”

 Gerçekten bu ayet onlar lehine bir delil midir? Hareketlerinin doğruluğuna bir hüccet midir? Elbette ki hayır... Evvela Allah bu ayette iki şeyi emreder: birincisi Rasulullaha gidip dua istemek ki bu bir şefaat istemek yoludur lakin ancak Rasulullah hayatta iken cazidir. Ya da tevbe edecek... Tevbe şarttır ama ilk zikredilen Rasululaha gidip ondan kendi adına dua istemek her zaman yapılacak diye bir kaide yoktur... Az evel de dediğimiz gibi bu ancak Rasulullahın hayatında caizdir yoksa kişi munferiden tevbe eder... Ayetin bu dönemdeki pratiği nedir dersen; cevaben derim ki Bu kişi zamanındaki Alim ve Fadıl zatlara gidecek ve onlardan dua isteyecek işte ayet bu noktada huccettir...

 

İkinci husus: Rasule gidilmesi istenir ki Ona gitmek kabrine gitmek demek değildir.

 

Üçüncüsü: Mana Rasulullahın hayatıyla kısıtlı olduğuna göre bu ayetten yola çıkıp genellemelerde bulunmak imkanı yoktur.

 

Ashab-ı Kiram da ayeti dediğimiz manada almıştır dersek bu mubalağa olmaz. Çünkü Rasulullahın ölümünden sonra onlar Rasulullah’tan mezarına gidip böylesi bir talebte bulunmadılar. Ki Hz.Ömer dahi yağmur duası yaparken vefat etmiş bulunan Rasulullahla değil Hz.Abbas ile tevessül etmiştir. Evet Rasulullah hayattan ayrıldıktan sonra goyabında ona bu şekilde şefaat yada medet yani yardım temennilerinde bulunan olmamıştır. Çünkü ölülerin tasarrufu vefatıyla birlikte yeryüzünden çekilir.

 

Ölülerin tasarrufu babında şu az evel zikrettiklerimize itirazen de onlar şu delili getiriyorlar ki delilleri Al-i İmran suresi 169. Ayettir. Mealen şöyle buyrulur: “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız bilakis diridirler ve Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar” Onlar bu ayeti delil getirirler ve ardından da eklerler. Madem Allah kendi yolunda şehid edilenleri öldürmüyor ve onları diri bırakıyor o zaman Allahın habibi olan Rasulune de bu nimette bulunur ve onu diri bırakır, Bu ayet ölüler, ruhu bedenlerinden ayrıldıktan sonra da hayattadırlar ve tasarrufları vardır. Çağrılara cevab verirler” derler. Ve kimileri de bu konuda mubalağada bulunur da evliya ve salih kulların ölümden sonra daha etkili olduklarını iddia ederler ve “onlar kınından çekilmiş kılıç gibidir” derler ve böylece onların beden kisvesinden sıyrılmaları ile daha etkili tasarrufta bulunduklarını iddia ederler ki bu hoş olmayan, islam inancıyla bağdaşmayacak batıl iddialardan bir iddia ve bir kuruntudur.

 

Burada söylenecek en doğru söz Kabir Alemi yani ölümden ötesi gayb alemidir ve hakikatını Allahtan gayrısı bilemez. Bu böyledir şu da şöyle olur diye atıp tutmak dilinin ayarını yapamayan insanların en cesuru bulunan cahil-i cuhelanın işidir.

 

Bu ayetin tefsirlerine baktığımız zaman da doğrular ayan beyan olur. İmam İbn Cerir et-Taberi ayetin tefsirinde şunları söyler: “Allah Uhud Şehidleri hakkında buyurur ki: “Ey Muhammed! Sen onları (öldürülen mucahidleri) bir şey hissetmeyen, lezzet duymayan, nimet görmeyen ölülerden sanma onlar benim katımdadırlar ve diridirler.” Nimet ve Rızık içinde felah, bol nimet  ve mukafatlarından dolayı sevinçlidirler” İmam Taberinin söz burada bitti... Hafız İbn Kesir de aynı şekilde tefsir eder ki İbn Cevzi de zımnen manalara işaret eder.

 

Allah Cin suresi 21 ve 22. Ayetlerde de şöyle der: “De ki: size ben ne zarar ne de fayda verme gücüne sahip değilim” Aynı manada Araf suresi 188. Ayette de vurgulananlar aynı gerçekliktir. Allah-u Teala Rasulü Hz.Muhammede fayda ve zarar verme noktasında kudrete sahip olanın yalnız kendisi olduğunu vahyetmiştir. Mushaflarda yazan da bu doğrudur. Ve yine Allah Kitabın anası Fatiha suresinde şöyle buyurur: “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” bu ayeti her namazda okuyan eşhasın yine bu ayete muhalif olarak bu ameliyeleri ne kadar acı!

 

Yine İmam Tirmizinin hasen ve sahih olarak rivayet ettiği şu hadise bir bakınız: “Dileyince Allahtan dile ve yardım isteyice de Allahtan iste...” Bu hadisi ayrıca İmam Ahmed musnedinde rivayet etmiştir.

 

Burada İmam ibn Teymiyye’nin şu açıklamalarını da zikretmek yerindedir. O der ki “Bilinmesi gerekenlerden birisi de şudur; Kuranda dua ve davetle ilgili olarak geçen nasslar iki türlüdür. İstiane amacıyla dua ve ibadet amacıyla dua... Her dua eden aynı zamanda istekte yani yardım talebinde de bulunmuş olur... 

 

Bilinmesi gereken şu noktadır ki vefatından sonra Rasulullahtan yada herhangi bir başkasından şefaat ya medet istemek, Allah ve rasulünün sevmediği ve razı olmadığı amellerdendir.

 

Allahtan gayrısına hitab ederek isteklerde bulunmak, onlara dua etmek, onlara sığınır onlara rağbet ve teveccühte bulunmak olacak şey değildir. Çünkü bu makamda müslümanın hayatında sadece Allah bile vardır. Allah rasulünü nefsimizden dahi çok seviyoruz ve sevmeliyiz imanın gereği budur. Ama imanın gereklerinden bir diğeri de Allahın rasullerini nebilerini yada salih kullarını sevmek namına Allaha karşı haddi aşmamak ve Allahın hakkını onlara da vermemektir. İnsanın saydığımız türdeki ihtiyaclarına icabet edecek tek varlık Allahtır. Şefaat dilenenlerin kendi başlarına şefaat güçleri yoktur. Nitekim Kevser Havzu ile ilgili hadiste ki bu hadisi İmam Muslim rivayet eder Rasulullahın kendisinden sonra gelen iman ehlinden bidatcilere teveccuh etmesi ama Allahın rasulünü ikaz etmesi ve “senden sonra bunlar ne bidatler çıkardılar bilemezsin” buyurmasıyla Rasulun onlara yüz çevirdiği beyan olunmuş ki şefaat Allahındır bunda şüphe yoktur onun izni olmadan Rasul-u Zişan dahi şefaat edemez. Bu sebeble de şefaat ancak Allahtan istenir. Şefaati ölülerden yatırlardan yada gayibte bulunan kimselerden temenni etmek olmaz, bu caiz değildir. Buna Allahtan başkası güç yetiremez.

 

Allah şöyle buyurur: “O, önlerindeki ve arkalarındakini bilir. Onun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler. Ve onlar onun korkusundan titrerler.” Bu Enbiya Suresinin 28. Ayetinin tefsirinde İbn Cerir der ki: “Bu ayet kafirlerin biz aslında putlara değil, Allaha tapıyoruz, bunlara ise bizi Allaha yaklaştırsın diye ibadet ediyoruz demeleri üzerine inmiştir...”

 

Bu söz biz aslında “şefaat ya rasulallah” derken Allaha sesleniyoruz. Allahtan rasulullahın şefaatını istiyoruz diyenlerin sözlerine ne kadar da benzer?

 

Ve yine Allah Kasas suresi 56. Ayette şöyle buyurur: “Hakikat şu ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah hidayet verir. O hidayete erecekleri daha iyi bilir...” Bu şekilde nasıl hidayet vermek ve dalalete düşürmek Allaha has ise şefaat te Allaha hastır.

 

Yusuf Suresi 103. Ayette de “Sen şiddetle arzu etsen de insanların çoğu iman edici değildir.” Buyrulur bu da Rasulullahın bu noktalarda tasarruf sahibi olmadığına işaret olarak yeter... Rasulullah Allahın seçtiği elçisi, Habibi, İnsanlığın en faziletlisi ve yer yüzünde biricik rehberimiz ve önderimizdir. Ama ona olan sevgimiz bizi Hıristiyanların durumuna düşürmeyecek ve Allahın hukukunu da gözeteceğiz. Nebimizi ilahlaştırıp onun mirasına ihanet etmeyeceğiz... Nitekim Rasulullahın hayatını inceleyenler göreceklerdir ki tevhidi korumak, mutlak olarak en önemli meseleydi...

İmam Said Havva da bu babta şöyle demiştir: “Bu gibi nidaları (medet ya rasulallah, şefaat ya rasulallah gibi) bazı Şii çevrelerden sızmış şeyler olarak değerlendirilmelidir... Allah geçmişimize dua etmemizi emretmiştir. Onlardan birşeyler isteyerek bir şeyler beklemek niyetiyle onları çağırmayı değil.


Son Güncelleme : 01.04.2010 - 11:17

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki
Kapa