| Yazan: Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır,
Tarih: 18.12.2007 - 18:17
|
Okunma Sayısı : 863 |
Öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının birlikte
kılınabileceğine dair hadis-i şerifler vardır. Kur’an-ı Kerim’de de
buna engel bir hüküm yoktur. Ayetler öğle ile ikindi vaktini
birbirinden, kesin çizgilerle ayırmamaktadır.
فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ
“Onlar ne derlerse desinler sen katlan. Güneş doğmadan önce de batmadan
önce de her şeyin en güzelini yapan Rabbine ibadet et.” ( Kaf 50/ 39)
Güneş doğmadan önce sabah namazı, batmadan önce de öğle ve ikindi namazları kılınır.
فَسُبْحَانَ
اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ. وَلَهُ الْحَمْدُ فِي
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُون
“Akşama
girdiğiniz vakit ve sabaha erdiğiniz vakit Allah’a ibadet edin.Göklerde
ve yerde yaptığı her şeyi en güzel yapmak ona hastır.Günün sonunda ve
öğleye erdiğinizde ona ibadet edin.” (Rum 30/ 17-18)
Ayetlerde akşam ile yatsı vaktini ayıran açık ifadeler de yoktur.
فَاصْبِرْ
عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ
الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ
وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى
“Onlar ne derlerse
desinler sen katlan; gece saatlerinin bir kısmında ve gündüzün
uçlarında her şeyi en güzel yapan Rabbine ibadet et, böylece hoşnut
olabilirsin.” (Taha 20/130)
“Akşama girerken ve sabaha kavuşurken Allah’a ibadet et.” (Rum 30/17)
أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
"Güneşin
batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti
de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur." (İsra 17/78)
Şu ayet, günde en az beş vakit namaz kılınması gerektiğini açıkça ifade etmektedir:
وَأَقِمِ
الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ
الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّـيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِين
"Gündüzün
iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu
iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenler için bir
öğüttür." (Hud 11/114)
Arap dilinde gündüz, güneşin doğuşu
ile batışı arasındaki vakittir. İsra 17/78’de gündüzün birinci ucunun
güneşin tepe noktasından batıya kayması, Kaf 50/ 39’da ikinci ucunun
güneşin batmasından önceki vakit olduğu açıklanmıştır. Gecenin gündüze
yakın zamanları ise en az üç zamandır. Çünkü Arapça’da çoğul kelime en
az üçü gösterir. Bu vakitler, güneşin doğmasından önceki vakit ile
batmasından sonraki vakittir. Taha 20/130’da, güneşin doğmasından
önceki vakit, Rum 30/ 17’de akşama erdiğimiz vakit zikredilmiştir.
Peygamberimizin uygulamasında güneşin batmasından sonra kılınan akşam
namazı ile batı ufkundaki beyazlığın kaybolmasından sonra kılınan yatsı
namazı olmak üzere iki vakit akşam üzeri kılınan namaz olarak
açıklanmıştır. Böylece bu son âyet, beş vakit namazı göstermiş
olmaktadır.
Şu âyet de namazların en az beş olması gerektiğini gösterir:
حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ
"Namazlara ve orta namaza özen gösterin; Allah’ın huzurunda saygıyla durun." (Bakara 2/238)
Namazlar
diye tercüme edilen “salavât” “salat”ın çoğuludur. Arapça’da çoğullar
en az üç şeyi gösterdiğinden savât, en üç namaz demek olur. Bir de orta
namaz emredildiği için üçten sonra ortası olan ilk sayı beştir. Bu
sebeple namazların en az beş vakit olması, bu âyetin de gereğidir. İbn
Abbas radiyellahu anh’in bildirdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem namaz vakitleri konusunda şöyle buyurmuştur:
“Cebrail
Kâbe’nin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle
namazını, gölgeler bir ayakkabı kayışı kadar iken kıldırdı. Sonra her
şeyin kendi gölgesi kadar olduğu zaman ikindiyi kıldırdı. Güneşin
battığı ve oruçlunun iftar ettiği saatte akşam namazını kıldırdı.
Şafağın kaybolduğu saatte de yatsıyı kıldırdı. Sabah namazını da tan
yerinin ağardığı, oruç tutana yemenin içmenin yasak olduğu saatte
kıldırdı.
Cebrail ikinci kez imamlık yaptığında öğle namazını,
dünki ikindi vaktinde, her şeyin gölgesinin kendi boyu kadar olduğu
vakitte kıldırdı. İkindiyi, her şeyin gölgesi kendinin iki katı olduğu
vakitte kıldırdı. Sonra akşam namazını ilk günkü vaktinde kıldırdı. Son
yatsı namazını gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sabah
namazını da ortalık aydınlandığı sırada kıldırdı. Sonra Cebrail bana
döndü ve dedi ki, «Ya Muhammed, bu senden önceki peygamberlerin ibadet
vaktidir. İbadet vakti bu iki vaktin arasıdır.[1]”
I- NAMAZLARI BİRLEŞTİRME İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER
A- Yolculukta Birleştirme
Enes
b. Malik radiyellahu anh, Resulullah sallallahualeyhi ve sellem’in öğle
ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı yolculukta birleştirdiğini
söylemiştir.[2]
Ebu Tufeyl diyor ki; Muaz b. Cebel radiyellahu
anh şöyle dedi: “Tebuk savaşında Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem ile birlikte çıktık. Öğle ile ikindiyi bir, akşam ile yatsıyı
da bir kılardı. «Neden böyle yaptı?» dedim. Dedi ki; «Ümmetini
sıkıntıya sokmak istemedi.»[3]“
İbni Abbas (RA) dedi ki;
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yolculuk halinde iken öğle ile
ikindiyi birleştirirdi. Akşamla yatsıyı da birleştirirdi”[4].
Abdullah
b. Abbas dedi ki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yaptığı bir
yolculukta, Tebuk savaşında namazı birleştirmiştir. Öğle ile ikindiyi,
akşam ile yatsıyı bir kılmıştır.
Hadisin ravisi Saîd b. Cübeyr
diyor ki, İbni Abbas’a, “Onu buna zorlayan neydi ?” diye sordum. Dedi
ki: “Ümmetini sıkıntıya sokmamak istedi.”[5]
a - Cem-i takdim ve cem-i te’hir
Cem-i
takdim, öğle ile ikindinin öğle namazı vaktinde, akşam ile yatsının
akşam namazı vaktinde; cem-i tehir de öğle ile ikindinin ikindi namazı
vaktinde, akşam ile yatsının da yatsı namazı vaktinde kılınmasıdır.
Küreyb,
İbni Abbas radiyellahumâ’dan şunu rivayet ediyor: «Size Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’ın seferdeki namazından bahsedeyim mi?»
dedi, «Elbette» dedik. Şunu anlattı: «Konak yerinde iken güneş batıya
kayar (öğlen vakti girer) ise binmeden öğle ile ikindiyi birleştirirdi.
Konak yerinde iken güneş batıya kaymamışsa ikindiye kadar yürür, iner,
öğle ile ikindiyi birleştirirdi. Konak yerinde iken güneş batarsa
akşam ile yatsıyı birleştirirdi. Güneş batmamışsa biner, yatsı
oluncaya kadar yürür ve iner ikisini birleştirirdi.»[6]
Muaz
b. Cebel (RA)’dan şu rivayet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem, Tebuk savaşında güneşin kaymasından önce hareket ederse
öğleyi birleştirmek için ikindiye kadar geciktirir, ikisini birlikte
kılardı. Güneşin kaymasından sonra hareket ederse öğle ile ikindiyi
birlikte kılar, sonra yola devam ederdi. Akşam namazından önce yola
çıkarsa akşamı yatsıyla birlikte kılmak için geciktirirdi. Akşam
namazından sonra yola çıkacak olursa yatsıyı öne alır akşamla birlikte
kılardı.[7]
Aişe (R.Anha); Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in yolculuk sırasında öğleyi geciktirip ikindiyi öne aldığını,
akşamı öne alıp yatsıyı geciktirdiğini söylemiştir.[8]
b- Öğle ile ikindinin birleştirilmesi
Enes
b. Malik radiyellahu anh dedi ki: “Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem güneşin batıya kaymasından önce yola çıkarsa öğleyi ikindi
vaktine erteler, sonra iner ikisini birlikte kılardı. Yola çıkmadan
güneş kayarsa öğleyi kılar, sonra binerdi.”[9]
Ebu Kılâbe, İbni
Abbas’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: «Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem bir yerde konaklar ve orası hoşuna giderse öğleyi
geciktirerek ikindiyle birleştirirdi. Yürürde konak yeri bulamazsa
konak yerine gelinceye kadar öğleyi geciktirir öğle ile ikindiyi
birleştirirdi.»[10]
c - Akşam ile yatsının birleştirilmesi
Cabir
b. Abdullah radiyellahu anhuma dedi ki: “Resulullah sallallahu aleyhi
ve sellem güneş battığı sırada Mekke’den çıktı. Serif’e gelinceye kadar
namaz kılmadı. [11] Orası Mekke’ye 10 mil mesafededir.”[12]
Ondan
ikinci bir nakil de şöyledir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
Serif’de iken güneş battı. Mekke’ye gelinceye kadar namaz kılmadı.”[13].
Ömer
b. Ali babasından, O da dedesinden şunu rivayet etmiştir: «Ali
radiyellahu anh güneş batıp ortalık kararıncaya kadar yürürdü; sonra
iner akşam namazını kılar, arkasından da yatsıyı kılardı. Sonra da “Ben
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şekilde yaptığını
gördüm” derdi.»[14]
Nafi’, İbni Ömer radiyellahu anhümânın akşam
ile yatsıyı şafak kaybolduğunda birleştirdiğini ve şöyle dediğini
rivayet etmiştir: «Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yolculukta
acelesi olduğu zaman akşamla yatsıyı birleştirirdi.»[15]
İsmail
b. Abdurrahman dedi ki: «İbni Ömer’e Hıma’ya kadar arkadaşlık ettim.
Güneş batınca ona namazı hatırlatmaktan çekindim. Ufuktaki beyazlık ve
yatsının alaca karanlığı kaybolunca konakladı, akşamı üç rekat
kıldırdı Sonra da iki rekat kıldırdı[16]. Sonra dedi ki: “Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in böyle yaptığını gördüm.”»[17]
Nafi’den
gelen bir rivayet şöyledir: «İbni Ömer radiyallahu anhümâdan
Safiyye’nin imdadına yetişmesi istendi. O da hemen o akşam üç günlük
yola çıktı. Akşama kadar yürüdü. “Namaz!” dedim, dönüp bakmadı, yürüdü.
Karanlık çökünceye kadar devam etti. Salim veya bir başkası “Akşam
oldu! Namaz!” dedi. Dedi ki: “ Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
yolculukta acele gitmesi gerektiğinde bu iki namazı birleştirirdi. Ben
de birleştirmek istiyorum. Yürüyün!” şafak kayboluncaya kadar yürüdü,
sonra ikisini birleştirdi.»[18]
Nafi dedi ki: «İbni Ömer iki
namazı bir kere birleştirmiştir. Eşi Ebu Ubeyd kızı Safiyye’nin hasta
olduğu haberi geldi. İkindiyi kıldıktan sonra ağırlıklarını almadan
yola çıktı. Akşam namazı vakti oluncaya kadar süratle yürüdü.
Arkadaşlarından birisi “Namaz!” dedi. Ona cevap vermedi. Sonra bir
başkası dedi. Ona da cevap vermedi. Üçüncü biri konuşunca “Ben
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm. Yolculukta acelesi
olduğu zaman iki namazı birleştirmek için bu namazı geciktirirdi.
dedi.” [19].
Ebû Zübeyr dedi ki: «Cabir’e Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem akşam ile yatsıyı birleştirmiş midir diye sordum
“Evet” dedi. “Beni Mustalik[20] savaşı sırasında yaptı.»
Amr
b. Şuayb babasından dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Beni Mustalik savaşında iki
namazı birleştirmiştir.” [21]
Abdullah b. Mes’ud radiyellahu
anh şöyle dedi: “Cem’de[22] kıldığı bir yana, Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellemi görmedim ki, bir namazı vaktinde kılmasın. Cem’de
akşamla yatsıyı, birleştirmişti. Ertesi günün sabah namazını da
vaktinden önce kılmıştı.”[23].
d - Ezan ikamet ve arada kılınan nafile namaz
Abdurrahman
b. Zeyd diyor ki; «Abdullah b. Mes’ud’la birlikte Mekke’ye çıktık.
Sonra Cem’e geldik. Herbiri için bir ezan ve ikamet ile iki namaz
kıldırdı. Akşam yemeği ikisinin arasında yendi. Sabah namazını tanyeri
ağardığı an kıldırdı. Biri tanyeri ağardı, diğeri de ağarmadı diyordu.
Sonra şöyle dedi; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki bu
iki namaz, akşamla yatsı, burada vakitlerinin dışına çıkarılmıştır.
Yatsının son vakti girmeden insanlar Cem’e ulaşmaz. Sabah namazı da bu
saattedir. Ortalık aydınlanıncaya kadar vakfe yaptı. Sonra dedi ki;
Emir’ül-müminîn şimdi yola çıksaydı sünnete uymuş olurdu. ”»[24]
Abdullah
b. Malik dedi ki, Cem’de İbn Ömer ile birlikte namaz kıldım. İkamet
getirdi, akşam namazını üç rekat kıldı, sonra yatsı namazını bir tek
ikemetle iki rekat kıldı[25].
Saîd b. Cübeyr ve Abdullah b. Malik dediler ki, Akşam ve yatsıyı, İbn Ömer ile Müzdelife’de bir tek ikametle kıldık[26].
Said
b. Cübeyr dedi ki, İbn-i Ömer ile birlikte aşağı indik. Cem’e varınca
bize akşam ve yatsıyı bir ikametle üç ve iki (rekat) kıldırdı. Geriye
dönünce dedi ki, «Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu yerde bize
böyle namaz kıldırdı.»[27]
İbni Ömer (R.Anhüma): Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’in Müzdelife’de akşam ile yatsıyı
birleştirdiğini, bir tek ikametle akşamı üç rek’at, yatsıyı iki rek’at
kıldığını haber verdi[28].
Abdullah b. Ömer radiyellahu anhüma
şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Müzdelife’de akşam
ile yatsıyı her biri için bir ikamet alarak birleştirdi. İkisinin
arasında da bunlardan birinin arkasında başka namaz kılmadı.[29]
Küreyb,
Üsame b. Zeyd (R.Anhüma)’dan şunu işitmiştir: Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem Arafât’tan hareket etti, Şi’b’e geldi. İdrarını yaptı,
yıkandı ama abdest almadı. Ona “Namaz!” dedim. “Namaz ileride” buyurdu.
Müzdelife’ye gelince güzelce abdest aldı, sonra kamet getirildi ve
akşam namazını kıldırdı. Sonra herkes olduğu yere devesini yatırdı.
Sonra ikamet alındı ve namaz kıldırdı. İkisi arasında namaz
kılmadı[30].
B- Yolculuk Dışında Birleştirme
İbni
Abbas (R.Anhüma) şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirdi. Ne korku vardı, ne
yolculuk.[31]“
İbni Abbas (R.Anhüma) şöyle dedi: “Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de öğle ile ikindiyi birlikte
kıldırdı. Ne korku vardı, ne yolculuk.”
Hadisin ravilerinden
Ebu’z-Zubeyr dedi ki, Saîd b. Cubeyr’e, ”O bunu niye yaptı?” diye
sordum. Dedi ki; İbni Abbas’a senin bana sorduğun gibi sordum, şöye
dedi; «İstedi ki, ümmetinden kimseye sıkıntı vermesin.»[32]
İbni
Abbas şöyle dedi: «Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de
öğle ile ikindiyi akşamla yatsıyı birleştirdi. Ne korku vardı, ne
yağmur.»
(Hadis ravilerinden Veki’i şu ilavede bulunmuştur) İbni
Abbas’a dedim ki; “Bunu niye yaptı?” Şöyle dedi: «Ümmetini sıkıntıya
sokmamak için.»
Ebû Muaviye’nin rivayetinde de şu vardır: İbni
Abbas’a dendi ki, “Bununla maksadı neydi?“ Şöyle dedi: “İstedi ki,
ümmetini sıkıntıya sokmasın.”[33]
Amr, Cabir b. Zeyd’in İbni
Abbas’tan şöyle bir rivayette bulunduğunu söylemiştir : “Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte sekiz rek’at bir arada, yedi
rek’at bir arada kıldım.”
Dedim ki; “Ebu’ş-Şa’sa! herhalde
öğleyi geciktirdi ikindiyi öne aldı. Akşamı geciktirdi yatsıyı öne
aldı.” O, «Bende öyle zannediyorum.» dedi.[34]
İbni Abbas
(R.Anhüma) şöyle dedi.: «Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
Medine’de yedi ve sekiz kıldırdı. Öğle ile ikindiyi ve akşam ile
yatsıyı» [35]
Akşam ile yatsı birleşince yedi, öğle ile ikindi birleşince sekiz rek’at olur.
Abdullah
b. Şakîk diyor ki; Abdullah ibni Abbas birgün ikindiden sonra bize
konuşma yaptı. Güneş battı, yıldızlar ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar
ona; «Namaz! Namaz!» diye seslendiler. Benû Temîm’den bir adam geldi,
ciddi ve dimdik bir şekilde «Namaz! Namaz!» (dedi.) İbni Abbas dedi ki;
«Sünneti bana mı öğretiyorsun be anasız.» Sonra şöyle devam etti: Ben
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğle ile ikindiyi ve akşam ile
yatsıyı birleştirdiğini gördüm.»
Abdullah dedi ki; «Bu benim içimi kemirdi. Ebu Hureyre’ye gittim ve sordum; onun sözünü tasdik etti.»[36]
Müslim’in ibni Abbas’tan yaptığı bir diğer rivayet şöyledir:
“Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki namazı birleştirirdik.”[37]
II- MEZHEBLERİN GÖRÜŞLERİ
İlim
adamlarının çoğuna göre, sefer sırasında iki namaz bir arada, bunlardan
birinin vaktinde kılınabilir. Bunlar arasında Saîd b. Zeyd, Sa'd,
Üsame, Muaz b. Cebel, Ebu Musa, İbn Abbas ve İbn Ömer vardır[38].
Tavus, Mücahid, İkrime, Malik, Sevrî, Şafiî, İshak, Ebu Sevr ve İbn
'ül-Münzir de böyle demişlerdir.
el-Hasen (el-Basrî), ibn
Sîrîn ve Hanefîlere göre namazlar yalnızca Arefe günü Arafat'ta ve
Müzdelife gecesi Müzdelife'de birleştirilebilir. İbn'ül-Kasım'ın
Malik'ten rivayeti ve tercihi de böyledir. Onlara göre namaz vakitleri
tevatürle sabit olduğu için haber-i vahid ile terk edilemez[39].
Zahirî
mezhebi de Arafat ve Müzdelife dışında namazları birleştirmeyi kabul
etmez. Caferî Mezhebi’ne göre namazlar her zaman birleştirilerek
kılınabilir. Hanbelî ve Mâlikî mezhebleri bu iki görüşün ortasında yer
alır.
A- YALNIZ ARAFAT VE MÜZDELİFE’DE BİRLEŞTİRME
Bu Hanefî ve Zahirî Mezheplerinin görüşüdür.
a- Hanefî Mezhebi
Hanefî
mezhebine göre yolculukta, öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı,
bunların birinin vaktinde birleştirilerek kılınamaz Ancak yolcu,
birinci namazı vaktinin sonunda ikinciyi de vaktinin başında kılıp
namazları fiilî olarak birleştirebilir. Çünkü Buhari ve Müslim, İbn
Mes’ud radiyellahu anh’ın şu sözünü rivayet etmişlerdir: «Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellemi görmedim ki, bir namazı vaktinde kılmasın.
Sadece Cem’de [40]akşamla yatsıyı birlikte kıldı. Bir de ertesi günün
sabah namazını vaktinden önce kıldı.”[41]
Yani Resulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem o gün (sabah namazını), her zaman kıldığı
vakitten önce, ufuk henüz yeni aydınlanırken (ğales), kılmıştı.
Araftta birleştirme meşhur olduğu için, İbn Mes’ûd ona değinmemiş
olmalıdır.
Ta’rîs gecesi[42] ile ilgili Müslim’de geçen şu
hadis de konunun delilidir: “Uykudayken kusur olmaz. Asıl kusur, bir
namazı ikincinin vakti girinceye kadar kılmayanın kusurudur.”[43]
Enes’in
rivayet ettiği şu hadis yukarıdaki iki hadise zıttır. “Resulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem yolculukta acelesi olduğu zaman öğleyi
ikindinin ilk vaktine erteler ikisini bir kılardı. Akşam namazını da
şafak kaybolunca kılmak için ertelerdi.”
İbn Ömer’den gelen şu
hadise de zıttır. “Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculukta
acelesi oldu mu akşamla yatsıyı şafak kaybolduktan sonra
birleştirirdi.”
Ravî’nin daha fakih olması ve ihtiyata uygun
bulunması sebebiyle İbn Mes’ud’un hadisi tercih edilir ve çelişkili
durumda ona öncelik tanınır.
Çelişkiyi gidermek için İbn-i
Ömer’in rivayet ettiği hadiste geçen şafak, kırmızı şafak kabul
edilir. Çünkü şafak kelimesi hem akşam batı ufkunda bir süre devam eden
kırmızılık için hem de onu çevreleyen beyazlık için kullanılır. Bu da
bizim dediğimiz gibi birleştirmenin ta kendisi olur. Yani yolcu vaktin
sonunda iner, o vaktin namazını kılar. İkinci namazı da kendi vaktinin
başında kılar.
Birleştirme ile ilgili hadislerde bir birine
ters şeyler vardır. Onlardan birinde İbni Abbas radiyellahu amhumâ’dan
şu rivayet edilir: «Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine-i
Münevvere’de öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirdi. Ne
korku vardı, ne yağmur.» İbni Abbas’a «Böyle yapmakla neyi kasdetti?»
diye soruldu. «Ümmeti sıkıntıya sokulmasın, istedi.» dedi.
Böyle
bir durumda birleştirmenin caiz olacağına dair ne bizim ne de
öbürlerinin görüşü vardır. Ya Ta’rîs gecesi hadisi buna açıkça
muhalifken durum ne olur?[44]
Hacılar Arafat’ta öğle ile
ikindiyi öğle vaktinde kılabilirler. Bunun için bir ezan okunur iki
ikamet getirilir. İki farz namaz arasında nafile kılmamak evladır.
Eğer kılarsa mekruh olur ve ikindi için de bir ezan okumak gerekir.
Ebu
Hanife’ye göre Arafat’ta namazları birleştirebilmek için her iki namazı
da halife veya onun görevlendireceği kişiyle birlikte kılmak ve
ihramlı olmak gerekir. İmameyn bunu şart koşmaz.
Hacılar akşamla yatsıyı Müzdelife’de, yatsı namazı vaktinde bir ezan ve bir ikametle birleştirirler.[45]
b- Zâhirî Mezhebi
Zahirîlere
göre öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının ortak olduğu bir vakit
yoktur. Arafat ve Müzdelife’deki durum o güne, o geceye ve o iki yere
hastır.
Öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı, zaruret olsun
olmasın her zaman şu şekilde birleştirilebilir: Öğle namazına kendi
son vaktinde başlanır, ikindi vakti girdiği sırada selam verilir.
Sonra ikindi ezanı okunur, kamet getirilir ve ikindi kılınır. Akşam
namazına da kendi son vaktinde başlanır, selam verilir, yatsı vakti de
girmiş olur. Sonra ezan okunur kamet getirilir ve yatsı kendi vaktinde
kılınır. Böyle yapılınca bütün hadislere uygun davranış sergilenmiş
olur.
Namazları birleştirme ile ilgili en sahih hadisi Abdullah
ibni Abbas rivayet etmiştir. «Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
bize öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı bir arada kıldırdı. Ne korku
vardı ne yolculuk.» İbni Abbas’a bununla maksadı neydi, diye soruldu.
Dedi ki: “Ümmetini sıkıntıya sokmak istemedi.”
Bizim anlattığımız şekilde yapılacak birleştirmenin bu hadisle de çelişen bir yanı yoktur.[46]
c- Bu mezheplere yapılan eleştiri
Birleştirmeyi caiz görenler yukarıdaki görüşleri şöyle eleştirmektedirler:
1-
Bunlar namaz vakitleri ile ilgili haberlerin mütevatir olduğuna
bakarak, "Mütevatir haberleri terketmeyiz" diyorlar. Biz de
terketmiyoruz, sadece tahsis ediyoruz. Mütevatirin sahih haberle
tahsisinin caiz olduğu konusunda icma vardır. Kur'an'ın haber-i vahidle
tahsisinin caiz olduğunda dahi icma vardır. O zaman sünnet sünnetle
rahatlıkla tahsis edilebilir. Bu gayet açıktır.
2- "Hadislerde
geçen birleştirmenin anlamı birinci namazın son vaktinde, ikincinin de
ilk vaktinde kılınmasıdır." deniyor. Bu iki yönden yanlıştır: Evvela
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin iki namazı bunlardan birinin
vaktinde kıldığına dair olan haber açıktır. Enes şöyle demiştir: "O,
öğleyi ikindi vaktine ertelerdi. Sonra iner, ikisini bir kılardı.
Akşam namazını da şafak kayboluncaya kadar geciktirirdi ki, yatsı ile
birlikte kılsın."
O zaman yukarıdaki yorum boşunadır. Sonra
birleştirme bir ruhsattır. Onların dedikleri gibi olsaydı namazları
birleştirme, vaktinde kılmaktan daha sıkıntılı ve daha zor olurdu.
Çünkü her bir namazı kendi vaktinde kılmak, birinciden, sadece onu
kılmaya yetecek bir vakit kalacak şekilde iki vaktin uçlarını,
kollamaktan kolaydır. Düşünen herkes bunu anlar.
Birleştirme
bu olsaydı, ikindi ile akşamı, yatsıyla sabahı birleştirmek de caiz
olurdu. Ama bunun haram olduğunda ümmet arasında görüş ayrılığı
yoktur[47].
B-YOLCULUK, YAĞMUR VS. SEBEPLERLE BİRLEŞTİRME
Bu Şafiî, Malikî ve Hanbelî Mezheplerinin görüşüdür.
a- Şafiî Mezhebi
1- Yolculukta birleştirme
Uzun
yolculukta dört rek’atlı farzlar iki rekat olarak kılınabildiği gibi,
öğle namazı ikindiyle, akşam da yatsıyla birleştirilebilir. Tercih
edilen görüşe göre namazların kısaltılamayacağı kısa yolculuklarda da
birleştirme olabilir. Namazlar birincinin vaktinde birleştirilirse
cem-i takdîm, ikincinin vaktinde birleştirilirse cem-i tehir adını alır.
Birinci
namazın vaktinde seyir halinde ise cem-i tehir yapmak, istirahat
halinde ise cem-i takdim yapmak efdaldir. Her ikisinin vaktinde de
seyir halinde veya istirahat halinde olursa cem-i takdim efdal olur.
Yalnız Arafat’ta öğle ile ikindi namazlarını cem’-i takdim olarak,
Müzdelife’de de akşam ile yatsı namazlarını cem’-i tehir olarak kılmak
daha faziletlidir.
Bir yolcu, birleştirdiği takdirde, namazını
daha iyi kılacaksa mesala cemaatla veya avreti örtülü yahut özrü
kesilmiş olarak kılabilecekse birleştirmesi efdal olur.
2- Yağmur sebebiyle birleştirme
Mukim
de olsa, yağmur veya dolu yağıyorsa yahut erimiş kar varsa, eve gidip
tekrar camiye dönmek zor olacağından, öğle ile ikindi ve akşam ile
yatsı cem’i takdim olarak kılınabilir. Bunun için cem-i takdimin ilk
üç şartıyla birlikte üç şart daha gerekir ki toplam altı şart eder.
(1) Yağmur, birincinin selamından ikincinin ilk tekbirine kadar devam etmelidir.
(2) Öne alınacak namaz cemaatla kılınmalıdır.
(3) Mescid ikametgaha uzak olmalı, mescide gidip gelirken alışılmadık bir şekilde yağmurdan rahatsızlık duyulmalıdır.
Cuma
namazı da öğle namazı gibidir. Yani öğle namazı ile ikindi cem’i
takdim olarak kılınabildiği gibi cuma namazı ile ikindi namazı da
cem’i takdim olarak kılınabilir.
3- Hastalıkta birleştirme
Tercih edilen görüşe göre hasta, nasıl kolayına gelirse namazlarını öyle birleştirebilir.
4- İhtiyaç halinde birleştirme
Abdullah
b. Şakîk diyor ki; Abdullah b. Abbas birgün ikindiden sonra bize
konuşma yaptı. Güneş battı, yıldızlar ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar
ona; «Namaz! Namaz!» diye seslendiler. Benû Temîm’den bir adam geldi.
Ciddi ve dimdik bir şekilde «Namaz! Namaz!» (dedi.) İbni Abbas dedi ki;
«Sünneti bana mı öğretiyorsun be anasız.» Sonra devam etti: Ben
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğle ile ikindiyi ve akşam ile
yatsıyı birleştirdiğini gördüm.»
Abdullah dedi ki; «Bu benim içimi kemirdi. Ebu Hureyre’ye gittim ve sordum; onun sözünü tasdik etti.»[48]
Şafiî alimlerinden İmam Nevevî bu hadis-i şerifi açıklarken şu bilgileri vermektedir:
“İmamlardan
bir topluluk, adet haline getirmeyecek kişinin, ihtiyaç halinde yolcu
değilken de namazları birleştirebileceğini kabul etmiştir. Malikîlerden
İbn-i Sîrîn ve Eşheb’in, Şafiîler’den Şâşî el-Kebîr’in ve bir grup
hadis aliminin bu görüşte olduğu bildirilmektedir. İbn’ül-Münzir bunu
tercih etmiştir. İbni Abbas’ın “İstedi ki, ümmetini sıkıntıya
sokmasın.”[49] ifadesi de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. İbn-i Abbas
burada hastalığı veya başka bir şeyi sebep göstermemiştir[50].”
5- Cem-i takdimin şartları
Cem-i
takdim, öğle ile ikindiyi öğle namazı vaktinde; akşam ile yatsıyı da
akşam namazı vaktinde birleştirmektir. Şafiîlerde bunun dört şartı
vardır:
1- Tertibe riayet etmelidir. Yani öğle ile ikindiyi
birleştirirken önce öğle namazını, sonra ikindiyi kılmalı; akşam ile
yatsıyı birleştirirken de önce akşamı sonra yatsıyı kılmalıdır. Cem-i
takdim olarak namaz kılındıktan sonra birinci namazın fasid olduğu
anlaşılırsa, her iki namazı da yeniden kılmak gerekir.
2- Birinci namazın ilk tekbiri ile selamı arasında ikinci namazı birleştireceğine niyet etmelidir.
3-
Bir özür sebebiyle de olsa iki farzın arası fazla açılmamalıdır. Bunun
fazlalığı ve azlığı örfle belirlenir. Arada çabuk da olsa iki rek’at
namaz kılmak uzun bir fasıla sayılır. İki namaz arasında teyemmüm ve
kamet alınabilir.
Farzları kıldıktan sonra, ilk namazdan bir
rükün terk ettiğini hatırlarsa, her iki namazı iade etmesi lazımdır.
Ama ikinci namazdan bir rükün terk ettiğini hatırlarsa, fazla zaman
geçmemiş ise hemen bunu telafi eder. Yoksa ikinci namaz fasid olur ve
birleştirme imkanı ortadan kalkar.
Bir rüknü terk ettiğini
biliyor, ama onun hangi namaza ait olduğunu hatırlamıyorsa, cem-i
takdimi bırakarak her iki namazı zamanında tekrar kılması lazımdır.
Cem-i
takdim olarak birleştirilen farzlar arasında, bunlara bağlı sünnetler
de dahil hiç bir namaz kılınamaz. Arada kılınacak sünnetler, her iki
namaz bittikten sonraya alınır. Yani öğle namazının son sünneti ile
ikindinin ilk sünneti, ikindinin farzı kılındıktan sonra kılınır.
Akşam namazının son sünneti ile yatsının ilk sünneti de yatsının
farzından sonra kılınır.
4- İkinci namaza başlayıncaya kadar özür devam etmelidir. Yoksa cem yapılamaz.
6- Cem-i tehirin şartları
Cem-i
tehir, öğle ile ikindiyi ikindi namazının vaktinde, akşamla yatsıyı da
yatsı namazının vaktinde birleştirmektir. Şafiîlere göre bunun iki
şartı vardır:
1- Birinci namazın vaktinde, onu ikinci namazın vaktine tehir edeceğine niyet etmelidir, yoksa namaz kazaya kalmış olur.
2-
Yolculuk hali her iki namaz bitinceye kadar devam etmelidir. Birinci
veya ikinci namazı kılarken, gitmek istediği yere varsa mesela gemisi
limana yanaşsa birinci namazı kazaya dönüşür fakat günahkar olmaz.
Cem’-i tehirde sırayı gözetmek şart değildir. İkindiyi, öğle namazından; yatsıyı akşam namazından evvel kılabilir[51].
b- Hanbelî Mezhebi
Bir
rivayete göre birleştirme efdaldir. Çünkü kasır gibi çok rahat ve
kolaydır. Bir rivayete göre ayrı kılmak efdaldir. Çünkü ihtilafa
girilmemiş olur. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin onu
devamlı uyguladığı da nakledilmemiştir. Eğer efdal olsaydı, kasır gibi
devamlı uygulardı[52].
Namazlar yedi yerde birleştirilebilir :
1- Yolculukta birleştirme
Yolculukta
öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı birleştirilebilir. Ancak bu yalnız
namazı kısaltmanın mubah olduğu yolculukta olur. İmam Malik’e ve
Şafiî’nin bir görüşüne göre birleştirme kısa yolculukta da olabilir.
Çünkü kısa yolculuk olduğu halde Mekkeliler Arafat ve Müzdelife’de
namazları birleştirirler.
Bize göre birleştirme, yolculuktaki
sıkıntıyı gidermek için konmuş bir ruhsattır. Bu da kasr ve mestlere
üç gün meshetmek gibi uzun yolculukta olur. Birleştirme, ibadeti
vaktinden geriye bırakma olduğu için tıpkı Ramazan'da oruç tutmamaya
benzer.
Bir de birleştirmenin delili Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellemin uygulamasıdır. Ondan nasıl görülmüşse öyle
yapılması gerekir. Onun namazları, yalnızca uzun yolculukta
birleştirdiği nakledilmiştir[53].
2- Hastalıkta birleştirme
Hastalıkta
namazlar birleştirilebilir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
istihâze kanı[54] gören bir kadına iki namazı birleştirmesini
emretmiştir[55]. İstihâze bir çeşit hastalıktır[56].
Hastalıktan
dolayı birleştirme, Atâ ve Malik'in de görüşüdür. Rey taraftarları ve
Şafiî'ye[57] göre bu durumda birleştirme caiz olmaz. Çünkü namaz
vakitleriyle ilgili haberler sağlamdır, bunlar, muhtemel bir şeyle
terkedilemez.
Bu konuda İbn Abbas'ın şu sözüne dayanmışlardır :
"Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem öğle ile iknidiyi, akşam ile
yatsıyı birleştirdi; ne korku vardı ne yağmur. " Bir başka rivayette
"ne korku vardı, ne yolculuk." ifadesi geçmektedir[58]. Özürsüz
birleştirmenin olamayacağında ittifak olduğuna göre bunun hastalık
sebebiyle olduğu ortaya çıkar.
Ahmed b. Hanbel’in İbn Abbas
hadisi hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir : "Bana göre bu, hasta
ile emzikli kadın için bir ruhsattır. Çünkü Süheyl'in kızı Sehle ile
Cahş'ın kızı Hamene istihaze olunca Resulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem onlara öğleyi geciktirip ikindiyi öne alarak bir yıkanma ile
ikisini birleştirmeyi emretmiş, istihazadan dolayı bunu mubah
saymıştı.
Birleştirmeyi mubah kılan hastalık, namazları
vaktinde kılmayı zorlaştıran hastalıktır. el-Esrem[59] diyor ki, Ahmed
b. Hanbel’e "Hasta iki namazı birleştirir mi ? " diye soruldu, dedi ki,
" Güçsüzleşir de ancak bu şekilde kılabilirse birleştireceğini
umarım."
Adet dışı kanaması olan (müstehaze) kadın ile
idrarını tutamayanlar ve bunlara benzer durumda olanlar da
birleştirebilirler. Delili yukarıdaki hadistir.
Hasta da
yolcu gibi her iki namazı öne almada veya geriye bırakmada serbesttir.
Bir farkı olmayacaksa geriye bırakmak daha uygun olur[60].
3- Çocuk emzirirken birleştirme
Emzikli kadın namazlarını birleştirebilir. Çünkü çocuk üzerini pisletir ve her namaz için elbisesini temizlemesi zor olur.
4- Su kullanamayan ve teyemmüm edemeyenin birleştirmesi
Her namaz için su kullananamayacak veya teyemmüm edemeyecek durumda olanlar namazlarını birleştirebelirler.
5- Vakti bilemeyecek durumda birleştirme
Vakti bilemeyecek durumda olanlar namazlarını birleştirebilirler. Kör olan veya karanlık bir yerde bulunan kimseler böyledir.
6- Cuma veya cemaate gitmemeyi mubah kılan özür
Cuma
veya cemaate gitmemelerini mubah kılan bir özrü olanlar namazlarını
birleştirebilirler. Mesela canına, namusuna veya malına zarar
geleceğinden korkanlar veya namazı birleştirmediği taktirde geçiminde
darlık olacak olanlar birleştirebilir[61].
7- Yağmur çamur vs. sebeplerle birleştirme
Yağmur çamur vs. sebiyle namazlar birleştirilebilir.
Kar,
buz, çamur, çok soğuk rüzgar ve elbiseyi ıslatacak kadar yağmur ile
birlikte bir sıkıntı da olursa akşamla yatsı evde dahi
birleştirilebilir.
Akşam ile yatsının, yağmur sebebiyle
birleştirilebileceği İbn Ömer'den rivayet edilmiştir. Ebban b. Osman
Medine halkı arasında bunu uygulamıştır. Yedi fakih[62] ile Mâlik,
el-Evzâî, eş-Şafiî ve İshak'ın görüşü de böyledir. Bu görüş Mervan'dan
ve Ömer b. Abldülaziz'den de rivayet edilmiştir. Rey taraftarları bunu
caiz görmezler.
Delili Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın şu
sözüdür: “Yağmurlu günde akşam ile yatsıyı birleştirmek sünnettendir.”
Bu sözü el-Esrem rivayet etmiştir. Bu, Resulüllah'ın sünneti demek
olur.
Nafi'in ifadesine göre Abdullah b. Ömer devlet yetkililerini bir araya topladığı zaman akşamla yatsıyı birleştirirdi.
Hişam
b. Urve dedi ki, Ebbân b. Osman'ı gördüm, yağmurlu gecede akşam ile
yatsıyı birleştiriyor; Urve b. ez-Zübeyr, Ebu Seleme b. Abdurrahman ve
Ebubekr b. Abdurrahman da namazı onunla kılıyor ve onu
yadırgamıyorlardı. Onların çağında bu konuda farklı görüşe sahip biri
bilinmemektedir. Öyleyse bu bir icma olur. Bunu el-Esrem rivayet
etmiştir[63].
Yağmurlu havada Öğle ile ikindinin
birleştirilmesi caiz değildir. el-Esrem şöyle dedi: Ahmed b. Hanbel’e
yağmurda öğle ile ikindinin birleştirilmesi soruldu da dedi ki,
"Hayır, böyle bir şey işitmedim." Bu görüş, Ebubekr ve İbn Hâmid'in
tercihi ve Malik'in görüşüdür.
Ebu'l-Hasen et-Temîmî dedi ki,
bu konuda iki görüş vardır. Birincisine göre yağmur sebebiyle öğle ile
ikindinin birleştirilmesinde bir sakıncası yoktur. Ebu'l-Hattâb'ın
görüşü ve Şafiî'nin mezhebi böyledir. Çünkü Yahya b. Vadıh Musa b.
Akabe'den, o Nafi'den, o da ibn Ömer'den "Resulüllah salllallahü aleyhi
ve sellemin Medine'de yağmurda öğle ile ikindiyi birleştirdiğini."
rivayet etmiştir.
Bize göre birleştirmenin dayanağı Ebu
Seleme'nin sözünden naklettiğimiz bölüm ile icma'dır. Bu da sadece
akşam ve yatsı namazları ile ilgilidir. Öğle ile ikindiyi yağmurda
birleştirmeyi caiz görenlerin dayandıkları hadis sahih değildir. Çünkü
sahih kitaplarda ve sünende geçmemektedir.
Birleştirmeyi mubah
kılan yağmur, elbiseyi ıslatan ve dışarı çıkmayı zorlaştıran
yağmurdur. Çisenti ve elbiseyi ıslatmayacak hafif yağmur bunu mubah
kılmaz. Bu konuda kar da yağmur gibidir, çünkü aynı anlamı taşır.
Soğuk da öyledir.
Çamur ile ilgili olarak el-Kâdî şöyle dedi :
Arkadaşlarımıza göre çamur özürdür. Çünkü ayaklara ve elbiseye bulaşır
ve yağmur gibi sıkıntı verir. Malik de böyle demiştir. Çünkü çamur
elbiseyi ve ayakkabıyı kirletir. İnsan kayabilir; kendisi ve elbisesi
zarar görebilir. Bu, ıslanmaktan kötüdür. Her ikisi de Cuma ve cemaata
gitmeme hususunda aynı seviyede birer özürdür.
Soğuk ve
karanlık gecede esen şiddetli rüzgarla ilgili iki görüş vardır.
Birincisine göre birleştirme yapılabilir. Amudî, en "doğrusu budur"
dedi. Bu Ömer b. Abdülaziz'in görüşüdür. Çünkü böyle bir rüzgar, Cuma
ve cemaat konusunda bir özürdür. Delili Muhammed b. es-Sabbâh'ın
rivayet ettiği hadistir. Süfyan Eyyub'tan, o Nafi'den, o da İbn
Ömer'den şunu rivayet etmiştir : "Resulullah sallallahü aleyhi ve
sellem yağmurlu veya rüzgarlı soğuk gecelerde şu ilanı yaptırırdı : "
Namazınızı evlerinizde kılınız.” (İbn Mace, İkâmet’us-salâh, bab 35,
hadis no 937-938)[64].
İkinci görüşe göre soğuk ve karanlık bir
gecede esen şiddetli rüzgardan dolayı birleştirme olmaz. Çünkü bunun
sıkıntısı yağmurunkinden azdır. Bunu yağmura kıyaslamak doğru olmaz.
Bir de bununkisi yağmur sıkıntısı cinsinden değildir. İkisinin ortak
bir yönü yoktur, bunu ona bağlamak doğru değildir.
Tek başına
kılanın veya Mescid yolunun üstü kapalı olup kendini yağmurdan
koruyanın yahut Mescit içinde ikamet edenin birleştirmesi konusunda da
iki görüş vardır. Birincisine göre caizdir. Çünkü özür varsa yolculukta
olduğu gibi sıkıntının bulunup bulunmaması önemli olmaz. Bir de
ihtiyaç genel olunca hüküm, ihtiyacı olmayan için de geçerli olur.
Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yağmurlu günde
birleştirdiği rivayet edilmiştir. Halbu ki, odası Mescide bitişikti.
İkinci
görüş, caiz olmadığıdır. Birleştirme sıkıntıdan dolayı yapılır. Hüküm
de sıkıntıya girenlere özeldir. Bu, Cuma ve cemaattan geri kalma
ruhsatı gibidir. Camide veya camiye yakın bir yerde olan kimseyi
kapsamaz[65].
Yağmur sebebiyle birleştirme yalnızca
birincinin vaktinde yapılır. Çünkü selef böyle bir birleştirmeyi
birincinin vaktinde yapardı. Bir de birinciyi ikincinin vaktine
ertelemek karanlıkta dışarı çıkmayı veya yatsıya kadar mescitte
beklemeyi gerektirdiği için sıkıntıyı uzatır. Ayrıca insanların akşam
namazı için mescitte toplanmaları adettir. İki namazı birleştirmek
için onları mescitte bekletmek her namazı vaktinde kılmaktan daha çok
sıkıntı verir[66] Bazan da birincinin vakti çıkmadan özür ortadan
kalkar ve birleştirme batıl ve imkansız olur. Cem-i tehiri tercih
etmeleri de mümkündür. Müstahab olan birinciyi ilk vaktinden biraz
geciktirmektir.
el-Esrem Ahmed b. Hanbel’e iki namazı yağmurda
birleştirmeyi sormuş o da " Evet, karanlık bastırıp henüz şafak
kaybolmadan birleştirilebilir. İbn Ömer böyle yaptı." demiştir.
el-Esrem
dedi ki, " Ebû Üsâme ve Ubyedullah Nafi'den bize şunu bildirdiler:
Yöneticilerimiz yağmurlu gecede akşamı geciktirir, yatsıyı şafağın
kaybolmasından öncesine alırlardı. İbn Ömer de onlarla birlikte namaz
kılar, bunda bir sakınca görmezdi.
Ubeydullah dedi ki, Kasım ve Salim'in böyle bir gecede onlarla birlikte namaz kıldığını gördüm.
Ahmed
b. Hanbel’e, " Sana göre sünnet olan, yağmurlu gecede iki namazı
şafağın kaybolmasından önce; yolculukta ise şafağın kaybolmasından
sonra birleştirilmektir, değil mi ?" diye sorulunca " Evet" dedi[67].
8- İhtiyaç halinde birleştirme
Anlatılanların dışında namazları birleştirmek caiz değildir.
İbn
Şübrüme'ye[68] göre, ihtiyaç olduğunda veya alışılmamış bir durumda
namazlar birleştirilebilir. Çünkü ibn Abbas'ın şu hadisi vardır :
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle ile ikindiyi, akşam ile
yatsıyı birleştirdi. Ne bir korku vardı, ne de yağmur." İbn Abbas'a, "
Niye böyle yaptı? " diye sorulunca dedi ki, "Ümetine sıkıntı vermek
istemedi."
Hanbelîler buna karşılık şöyle derler:
“Bizim
delilimiz, namaz vakitleriyle ilgili hadislerin genelidir. İbn Abbas'ın
rivayet ettiği hadisi hastalık zamanına hamlederiz. Emzikli kadın,
güçsüz ihtiyar ve birleştirmediği taktirde sıkıntıya düşecek benzeri
şahısları da kapsaması caiz olur. Bir de Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellemin birinci namazı vaktinin sonunda ikincisini de vaktinin
başında kılmış olma ihtimali vardır. Amr b. Dinar bu hadisi Cabir b.
Zeyd'den o da İbn Abbas'tan rivayet etmiştir. Amr diyor ki, Cabir'e,
"Ebu'ş-Şa'sâ ! Zannediyorum öğleyi geciktirip ikindiyi öne aldı, akşamı
geciktirip yatsıyı öne aldı." dedim. "Ben de öğle zannediyorum. "
dedi.[69]”
9- Cem-i takdimin şartları
Cem-i
takdim, öğle ile ikindiyi öğle namazı vaktinde; akşam ile yatsıyı da
akşam namazı vaktinde birleştirmektir. Hanbelîlerde bunun üç şartı
vardır:
1- Birleştirmeye niyet etmelidir. Ebubekr'e göre niyet şart değildir.
Cem-i
takdîmin niyetinde iki görüş vardır. Birincisine göre niyetin yeri,
iftitah tekbiridir. İkincisine göre namazın başından selama kadar olan
zamandır. Çünkü birleştirme, birincinin sonuyla ikincinin başı arasında
yapılır. Bu sebeple birinci namaz bitmeden yapılan niyet yeterli olur.
2- İki namazın arası açılmamalıdır.
Cem-i
takdimde iki namazın arası fazla açılırsa birleştirme batıl olur. Cünkü
birleştirme, peş peşelik veya yakınlık demektir. Peşpeşelik olamıyorsa
yakınlık olmalıdır.
Ara ister uyku, ister unutma ile, ister
kasıtlı ister başka bir şekilde açılsın farketmez. Çünkü meşrut
olmayınca şart da olmaz[70]. Ara çok kısa olabilir, çünkü bu kadarından
kaçınmak mümkün olmaz. Azlık ve çokluk konusunda örf ve adete bakılır.
Bunun başka bir tanımı olmaz. Bir kısım fakihler, ikamet ve abdest
almaya yetecek kadar bir vakti kısa vakit olarak belirlemiştir ama
doğru olan bir sınır koymamaktır. Çünkü şeriatın ölçü koymadığı yerde
ölçü koymanın bir yolu olmaz. Burada kaynak örftür. Abdest ve teyemmüm
almaya ihtiyaç duyunca arayı uzatmayacaksa alır. Az bir konuşma ile de
birleştirme ibtal olmaz.
İki namaz arasında sünnet kılarsa
birleştirme batıl olur. Çünkü başka namaz kılmış gibi arayı açmış olur.
Ahmed b. Hanbel’den bu durumda birleştirmenin batıl olmayacağı da
nakledilmiştir. Çünkü bu, abdest almak gibi kısa olur[71].
3-
Özür, birinci namazın başı ile sonunda ve ikincinin başında var
olmalıdır. Bu üçünden birinde özür ortadan kalkarsa birleştirme caiz
olmaz.
Cem-i takdimde birinci namazı kılarken yağmur kesilse de
namaz bitmeden tekrar başlasa veya ikinci namazın tekbirini aldıktan
sonra kesilse birleştirme caiz olur. Çünkü niyet sırasında yani
birincinin iftitah tekbirinde ve birleştirme zamanında yani
birincinin sonu ile ikincinin başında özür vardır. Bunun dışında
olmaması önemli değildir.
Yolcu, birinci namazı kılarken orada
kalmaya (ikamete) niyet edecek olsa birleştirme biter. Vazgeçip
yolculuğa niyet etse bile artık oradan ayrılmadan yolculuk ruhsatından
yararlanamaz. İkinci namaza başladıktan sonra orada kalmaya niyet etse
veya bindiği gemi beldesinin limanına yanaşsa, yağmurun kesilmesine
kıyasla yapacağı birleştirme sahih sayılayabilir.
İkinci namaz sırasında iyileşip özrü ortadan kalkan hasta ile ilgili hüküm de aynıdır[72].
10- Cem-i te’hîrin şartları
Cem-i
tehir, öğle ile ikindiyi ikindi namazının vaktinde, akşamla yatsıyı da
yatsı namazının vaktinde birleştirmektir. Hanbelîlere göre bunun iki
şartı vardır:
1- Birincinin vaktinde birleştirmeye niyet
etmelidir. Niyet, bir rekat kılmaya veya iftitah tekbiri almaya yetecek
vakte kadar yapılabilir. Ama niyeti bu kadar geciktirmek haramdır[73].
Birleştirmeye niyet etmezse namaz kazaya kalmış olur.
2- İkinci namazın vakti girinceye kadar özür devam etmelidir.
Eğer
birincinin vaktinde özür ortadan kalkarsa, mesela hasta iyileşir, yolcu
döner, yağmur kesilirse artık namazlar birleştirilemez. Ama özür,
ikincinin vakti girdikten sonra biterse caiz olur. Çünkü artık iki
namaz da kendine borç olmuştur[74].
Cem-i tehirde iki namazın
arası açılabilir. Çünkü ikinci namaz kendi vakti içindedir. Geriye
bırakılması onu eda olmaktan çıkarmaz.
Birleştirmenin sahih olması için imam ile cemaatin aynı olması gerekmez[75].
Cem-i
takdim ve Cem-i tehirden hangisi kolayına gelirse onu yapmalıdır.
Bunların her ikisi de aynı ise o zaman cem-i tehir tercih edilir.
c- Malikî Mezhebi
İmam
Malik ve bütün arkadaşları vakitleri ortak olan iki namazın yolculuk,
hastalık ve yağmur özründen dolayı birleştirileceğinde ittifak
etmişlerdir. Konunun detayında görüş ayrılıkları vardır. Bunun delili;
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in öğle ile ikindiyi akşam ile
yatsıyı Tebük’e giderken birleştirmiş olmasıdır. Birgün namazı
geciktirmiş, sonra çıkıp öğle ile ikindiyi bir arada kılmış, sonra
girmiş çıkmış akşam ile yatsıyı bir arada kılmıştır. Gündüz yürümek
istediğinde öğle ile ikindiyi; gece yürümek istediğinde de akşam ile
yatsıyı birleştirmiştir.
Bir delil de İbni Abbas’tan gelmiştir.
O demiştir ki: «Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem öğle ile
ikindiyi ve akşam ile yatsıyı birleştirdi. Ne korku vardı ne
yolculuk.» Malik diyor ki; «Bana göre yağmur vardı. Bu sözün, “Ne korku
vardı ne yağmur” şeklinde de rivayeti de vardır.» İbni Abbas dedi ki: «
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu ümmetini zora sokmamak için
yapmıştır.» Buna benzeyen diğer rivayetler de konunun delillerindendir.
1- Yolculukta birleştirme
Konak
yerinden hareket eden yolcu öğle ile ikindiyi öğle vaktinin başında
birleştirir. Delili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sünneti ve
Arafat'ta yapılan birleştirmeye kıyastır. Mezhepte meşhur olan budur.
Yolda acelesi olmayanların namazları birleştiremeyeceği görüşü olduğu
gibi acelesi olsa bile birleştiremeyeceği görüşü de vardır[76].
İmam
Malik’e göre acele etmesi gerekmeyen kişi yolculukta iki namazı
birleştirmez. Acele gitmesi gerekiyorsa öğleyle ikindiyi
birleştirebilir. Şöyle ki; öğleyi vaktinin sonuna tehir eder sonra
kılar. İkindiyi de vaktinin başında kılar. Akşam namazını da vaktinin
sonuna, şafağın kaybolma vaktinden öncesine bırakır ve o vakitte kılar.
Sonra yatsıyı şafağın kaybolmasından sonra ilk vaktinde kılar. Bu
şekildeki birleştirme, Hanefî ve Zahirî mezheplerinin de kabul ettiği
surî birleştirme, yani gerçek değil görünüşte birleştirmedir.
İmam
Malik dedi ki: “Hac ve benzeri yolculuklarda acelesi olmayanlar iki
namazı birleştiremez. Bir şeyi kaybetmekten korktuğunda da iki namazı
birleştirebileceği görüşündeyim. Zevalden sonra yola çıkacaksa namazı
bu saatte konak yerinden hareketten önce birleştirmekte bir sakınca
görmüyorum. Akşamla yatsıyı da şafak kaybolmadan önce akşam namazının
son vaktinde kılabilir. Şafak kaybolunca yatsıyı kılar.” İmam Malik’ten
akşamla yatsı hususunda konak yerinde öğle ile ikindiyi birleştirmeye
benzer bir rivayet gelmemiştir.
Ali b. Hüseyin Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in gündüz yola çıkmak istediğinde öğle ile
ikindiyi birleştirdiğini gece yola çıkmak istediğinde akşam ile
yatsıyı birleştirdiğini rivayet etmiştir.
Enes b. Malik
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolculukta acelesi olduğu
zaman böyle yaptığını rivayet etmiştir. Dediler ki: «Öğleyi ikindinin
ilk vaktine erteler, ikisini bir kılardı. Akşamı şafak kayboluncaya
kadar ertelerdi ki yatsıyla bir kılsın.»
Ebû Osman en-Nehdî
diyor ki: «Sa’d b. Malik ile Mekke’ye gittik. Öğleyi geciktiriyor,
ikindiyi öne alıyordu. Akşamı geciktiriyor yatsıyı öne alıyor ve iki
namazı kılıyordu.»[77].
2- Hastalıkta birleştirme
İmam
Malik dedi ki: Namazları birleştirmek hastaya kolaylık sağlayacaksa
öğleyle ikindiyi öğlen vaktinin ortasında birleştirir. Eğer baş
dönmesinden korkarsa daha önce, zeval vaktinin arkasından
birleştirebilir. Akşamla yatsıyı şafağın kaybolması esnasında
birleştirir. Ancak baş dönmesinden korkarsa bundan önce birleştirebilir.
Birleştirme,
iç hastalığı veya onun gibi hastalıklarda ya da hastanın her namazı
vaktinde kılmasının zararlı olacağı şiddetli hastalıklarda olur.
İbni
Abbas (RA) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin, yolculuk veya
korku hali yokken öğleyle ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirdiğini
bildirmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunları yolculukta
zaten birleştirmiştir.
Birleştirme, yol yorgunluğu ve
sıkıntısından dolayı acelesi olan yolcuya verilmiş bir ruhsattır.
Hasta, yolcudan daha bitkin ve daha sıkıntılı olur. Soğukta abdest
alma, karnın şişme endişesi ya da hareket etme zorluğu gibi sebeplerden
dolayı hasta, yolcudan daha çok ruhsata layıktır. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem insanlara kolaylık olsun diye akşamla yatsıyı yağmurda
birleştirmiştir. Bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebu
Bekir, Ömer, Osman ve halifelerinin adetidir. Bir çok endişe sebebiyle
hasta kolaylığa daha layıktır[78].
3- Yağmur çamur vs. sebeplerle birleştirme
İmam-ı
Malik dedi ki; “Yoculuk dışında eğer çamur ve karanlık varsa akşamla
yatsı birleştirilir. Yağmur olduğu zaman da bu iki namaz birleştirilir.”
Yağmur
veya çamur ve karanlıkta akşamı biraz geç kılarlar. Henüz şafak
kaybolmadan da yatsıyı kılarlar. Ortalık kararmadan herkes evine döner.
Bundan maksat insanlara kolaylıktır. Yoksa namazlar birleştirilmezdi.
İbnü’l-Kasım’a,
«Öğleyle ikindi de akşamla yatsı gibi yağmurda ve çamurda
birleştirilebilir mi?» diye soruldu. Dedi ki: «İmam Malik’e göre
yolculuk dışında öğleyle ikindi birleştirilmez. Bu akşam ve yatsı gibi
görülemez.
İmam Malik’e göre yağmurlu gecede bir kimse akşam
namazını evinde kılıp mescide gelse ve cemaatın yatsıyı kılmış olduğunu
görse ve kendisi de kılmak istese yatsıyı kılamaz. Çünkü insanlar
kendilerine kolaylık olsun diye namazları birleştirmişlerdir. Bu adam
ise namazı onlarla birlikte kılmamıştır. O, yatsıyı şafağın
kaybolmasına kadar geciktirip sonra kılmalıdır[79].
Dedim ki;
«Bu şahıs onlara akşamı kıldıktan sonra ama yatsıyı kılmadan önce
yetişse, kendisi zaten evde akşamı kıldığına göre onlarla birlikte
yatsıyı kılmak istese ne olur?» Dedi ki; «Onlarla birlikte kılmasında
bir sakınca görmem.»
Akşamla yatsının güneşin batması sırasında
birleştirileceği görüşü de vardır. Bu Abdülhakem’in ve İbnü Vehb’in
görüşüdür. Bunlar bu görüşü İmam Malik’ten rivayet etmişlerdir[80].
İbni
Vehb, Amr b. el-Halis’ten Said b. Ebi Hilal’in şu hadisini rivayet
etmiştir. Kendisine İbnü Kasît demiş ki; Yağmurlu gecede Medine’de
akşamla yatsının birleştirilmesi adettir. Her nekadar Ebu Bekir, Ömer
ve Osman bunu arasıra yapmış olsa bile akşam namazı kılındıktan sonra
yatsı akşama yaklaştırılarak kılınır. Medine’de bu şekilde kılarlar.
İbni
Vehb, Abdullah b. Ömer, Said İbnü’l-Müseyyeb, el-Kasım, Salim, Urvetu’
bnu’z-Zübeyr, Ömer b. Abdülaziz, Yahya b. Said, Rabia ve Ebu’l-Esved bu
görüştedir[81].
4- Özürsüz birleştirme
İki
namazın özürsüz birleştirilmesi konusunda ihtilaf edilmiştir. Meşhur
görüşe göre bu caiz değildir. Eşheb[82], İbni Abbas hadisine ve başka
hadislere dayanarak bunun caiz olduğunu söylemiştir[83].
5- Namaz vakitleri
Öğle
ile ikindi ve akşam ile yatsı vakitlerinin başlangıç ve bitimi
hususunda Malikî mezhebinde farklı görüşler vardır. Zaruret halinde
olanlar için öğle ile ikindi güneş batıncaya kadar, akşam ile yatsı da
tan yeri ağarıncaya kadar devam eder. Bunlar beş grup insandır.
(1)Erginlik çağına eren çocuk, (2)müslüman olan kafir, (3)kendine gelen
baygın, (4)temizlenen hayızlı kadın veya temizken hayız gören kadın,
(5)mukimken yolcu olan veya yolcu iken evine dönen kişi.
a) Öğle ile ikindi vakitleri
Öğlenin
ilk vakti güneşin tepe noktasından batıya kaymasıyla başlar. Normal ve
müstehap olan son vakti ise zeval vaktinin gölgesi dışında herşeyin
gölgesinin kendi boyu kadar olduğu vakittir. Bu, aynı zamanda
ikindinin normal ve müstehap olan ilk vaktidir. İkindinin normal ve
müstehap olan son vakti ise zeval gölgesini çıktıktan sonra bir şeyin
gölgesi kendinin iki katı olduğu vakittir. Zeval vaktindeki gölge
hiçbir zaman hesaba katılmaz. İkindi, öğlenin tercih edilen müstehap
vaktinde girer ve o vakitte özürden dolayı öğle ile ortak olur.
Zeval
vaktinin başından itibaren veya öğlen namazı kılınacak kadar bir
vaktin geçmesinden sonra bu iki vaktin ortak olacağı da söylenmiştir.
Öğlen de ikindinin tercih edilen müstehap vaktine girmiş olur. Özürden
dolayı gölgeler iki boy miktarına ulaşıncaya kadar ona ortak olur.
b) Akşam ile yatsı vakitleri
Akşam
namazı vakti güneşin batmasıyla başlar. Onun iki vakti olduğu
görüşünde olanlara göre normal ve müstehap vaktinin sonu şafağın
kaybolmasıdır. Bu aynı zamanda yatsının normal ve müstehap olan ilk
vaktidir. Yatsının son vakti gecenin üçte biri veya yarısıdır. Normal
ve müstehap vakitte yatsı vakti akşam namazı vaktine girer ve özür
sebebiyle onunla ortak olur.
güneşin batmasından itibaren
akşamla yatsı vaktinin ortak olacağı söylendiği gibi akşam namazı
kılınacak kadar bir vakitten sonra ortak olacağı da söylenmiştir.
Öğle ile ikindinin ne zaman birleştirileceği hususunda üç görüş vardır.
1) Gölgelerin bir misline ulaştığı zamanın sonunda,
2) Gölgelerin iki misline ulaşmasının başında.
3) Öğlen namazını gölgenin bir misli oluşunun sonunda, ikindiyi de iki misli oluşunun başında birleştirir.
Birinci
ve ikinci görüş bu iki vaktin normal durumda ortak oldukları vakitle
ilgili ihtilafa dayanır. Üçüncü görüş de normalde bu iki vaktin ortak
olmadığı görüşüne dayanır.
Akşam ve yatsı namazıyla ilgili
görüş de bunun gibidir. Konak yerinden hareket eden kişi, güneşin
batmasından sonra namazları birleştirir. Bu konuda görüş birliği
vardır. Akli fonksiyonlarının azalacağı endişesinde olan hasta konusu
ihtilaflıdır.
Güneşin batmasından önce yola çıkan gecenin
yarısı geçmeden önce namazı birleştirir. Bu konuda görüş birliği
vardır. Akşam namazı vakti girdiği zaman hasta olup yatsı vaktinin
sonuna yani gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar hastalığın
geçeceğini ümid eden hasta ile ilgili de ihtilaf vardır. Namazları
birleştirmek kolayına gelen hasta şafak kaybolacağı sırada birleştirir.
Güneş batmadan önce yola çıkıp yatsı vakti bitimine yani
gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar yürüyecek olanın acelesi
olsa da olmasa da öğle ile ikindiyi gün batımına kadar ertelemesi veya
gölgelerin iki misline çıkmasından sonraya ertelemesi caiz olmaz. Çünkü
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu yasaklamış ve şöyle
buyurmuştur: «Bu, münafıkların namazıdır. Bu, münafıkların
namazıdır.» Hiçbir özür böyle bir şeyi caiz kılmaz.
Aynı
şekilde hiçbir sebep akşamla yatsıyı tanyerinin ağarmasına veya
gecenin yarısından sonrasına ertelemeyi caiz kılmaz. Bunun tek
istisnası hastalığının ağırlığından dolayı üstlenmesi gerekmeyen bir
güçlüğe girmeden namaz kılamayan hastadır. Bu hasta tanyeri ağarma
zamanına kadar namazını geciktirebilir. Böyle bir şeye hiçbir şekilde
katlanamayacak durumda ise o vaktin çıkmasıyla namazın kendisinden
sakıt olması hususunda baygın kişi gibi olur. Bu İbnü' l-Kasım'ın
görüşüdür ve onun Malik'ten rivayetidir[84].
C- NAMAZLARI HER ZAMAN BİRLEŞTİRME
Caferî
mezhebi, namazların her zaman birleştirilebileceğini kabul eder. Bu,
namaz vakitleri ile ilgili anlayışın sonucudur. Caferîlere göre öğle
ile ikindinin ve akşam ile yatsının ortak vakitleri vardır. Bu sebeple
o namazlar birlikte kılınabilir. Ancak öğle ile ikindinin cem-i
takdimi dışında özürsüz birleştirme mekruhtur.
a- Öğle ve ikindi vaktleri
Her
namazın iki vakti vardır. İlk vakit efdal vaktidir. Özrü olmayan kimse
ikinci vakti o namazın vakti sayamaz. Namazı ikinci vakte bırakan haram
değil, mekruh işlemiş olur.
Öğlenin ilk vakti güneşin
zevaliyle, yani tepe noktasından batıya kaymasıyla başlar. Bu konuda
icma vardır. “Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar
namazı güzel kıl.” (İsra 17/78) ayeti bunu göstermektedir.
Öğlenin
ilk vakti, bir şeyin gölgesinin kendi boyunu ulaşmasına kadardır.
Bundan sonra tercih edilen vakit çıkar. Bu vakte vakt-i ihtiyar ( )
denir.
Öğle namazı, güneş batmadan dört rekatlık ikindi namazını
kılacak vakte kadar kılınabilir. Bu öğlenin ikici vaktidir. Buna
ıztırarî vakit ( ) denir.
İkindinin ilk vakti öğlenin farzının
bitmesiyle başlar. Bu konuda Caferî uleması icma etmiştir. İkindinin
ilk vakti yani fazilet vakti bir şeyin gölgesi kendinin iki katına
çıkıncaya kadardır. İkinci vakti de güneş batıncaya kadardır.
Birincisi normal durumlarda ikincisi de özürlü iken ikindinin
vaktidir.
Malik, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yolcu
değilken bu iki namazı birleştirdiğini rivayet etmiştir. Bu,
birleştirmenin caiz olduğunun delilidir. Bu rivayet, öğleyi vaktinin
sonunda, ikindiyi de vaktinin başında kıldığı şeklinde yorumlanamaz.
Çünkü böyle birleştirme olmaz. Bu iki namaz seferde de hac da da
birleştirilir. Bu vakitler öğle ile ikindinin vakti olmasaydı elbette
onları birleştirmek caiz olmazdı. Nitekim ikindi ile akşamı, bunlardan
birinin vaktinde birleştirmek caiz değildir.
Ahmed b. Hanbel,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin öğle ile ikindiyi, korkunun ve
yolculuğun olmadığı bir zamanda birleştirdiğini rivayet etmiştir.
Diğer rivayette “ Ne korku vardı ne yağmur.” ifadesi geçmektedir. Niye
böyle yaptı diye sorulunca dedi ki, “Ümmetine sıkıntı vermesin diye.”
b- Akşam ile yatsı vakitleri
Akşamın
ilk vakti güneşin batmasıyla başlar. Fazilet vakti şafak kayboluncaya
kadar sürer. Iztırarî vakti ise gece yarısının yatsıyı kılacak bir süre
öncesine kadardır. Gecenin dörtte birine kadar süreceği görüşünde
olanlar olduğu gibi fecir vaktinden önce yatsıyı kılmaya yetecek vakte
kadar süreceği görüşünde olanlar da vardır.
Yatsı vakti,
güneşin batışından sonra akşam namazını kılacak kadar bir sürenin
geçmesiyle başlar. Ancak akşam şafağının kaybolmasından sonraya tehir
etmek efdaldir. Özrü olmayanların bundan önce yatsıyı kılması
mekruhtur. Yatsının faziletli vakti gecenin üçte birine kadar sürer.
Bir görüşe göre gecenin yarısına kadar sürer. Yatsının ıztırarî vakti
tan yeri ağarıncaya kadar sürer.[85]
Sorulara Cevaplar
Soru - Namazların birleştirilmesi sırasında kasır da gerekir mi?
Cevap -
Namazların birleştirilmesini caiz görenlerin çoğunluğu bunun yolculuk
sırasında olabileceği görüşündedir. Kasır, yani dört rekatlı namazların
iki rekat olarak kılınması da yolculuk sırasında olduğu için
birleştirme kasırla birlikte yapılır. Ancak, yolculuk dışında yapılan
birleştirmelerde kasır yapılamaz. Yağmur, çamur, hastalık vs.
sebeplerle namazlarını birleştirenler, yolcu değillerse kasır
yapamazlar.
Soru - İkindi ile akşam namazı birleştirilebilir mi?
Cevap -
Birleştirme sadece öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları
arasında olur. Onun dışında birleştirme olmaz. Bu konuda tam bir
ittifak vardır. Bu husus hadis-i şeriflerden de açıkca anlaşılmaktadır.
Halil GÜNENÇ’in Katkısı
"Bismillahirrahmanirrahim.
Bildiğiniz
gibi İslam dini bir takım emir ve nehiylerin manzumesinden ibaretttir.
Bu ilahi manzumeyi beşeriyete sunmaktan maksat, insanın ruhunu ve
kalbini temizlemek ve onu ulvi gayelere yönlendirmektir. Bu emir ve
nehiylerde herhangi bir zorluk ve meşakkat olursa, hafifletici
hükümlere geçilir .
Mesela, domuz eti ve leş yasaklanmıştır.
Fakat bir zorluk halinde yenebilir. Buluğ çağına ermiş ve akıllı bir
müslümanın Ramazan-ı şerifte oruç tutması farzdır. Ama hasta veya yolcu
olursa orucu daha sonra tutabilir.
Yolculuk sırasında kılınan
namaz da öyledir. Abdülaziz Bey konuyu dört mezhebe göre izah etmiştir.
Ben de dört mezhebin dışına çıkmadan bazı şeylere kısaca temas etmek
istiyorum. Çünkü bizim memleketin sakinleri daha fazla bunlardan
ibarettir.
Yolculuk hem meşakkatli, hemde yorucudur. Hastalık
da öyledir. Bunun için Şafii, Hanbeli, ve Maliki mezhepleri bazı
hadislere dayanarak bu meşakkatten dolayı namazların cem'-i takdim ve
cem-i tehirini kabul etmişlerdir. Hanefi mezhebine göre namazları
birleştirme iki yerde, Arafat'ta ve Müzdelife'de olur, başka yerde
olmaz.
Cem‘i takdim ve tehir hasta için de çok önemlidir.
Hastalık seferden daha zor olduğu için caiz olması gerekir. Nitekim üç
mezhep de bunu kabul etmiştir.
Yalnız hastalıkta değil,
yağmurda da cem olur. Mesela bir cemaaat akşam namazını kılmak üzere
camiye gider, fakat hava yağmurlu veya karlı olduğu için yatsıya tekrar
gelip namazı cemaatla kılmak zor olur. Camide cemaatle kılmak şartıyla
bunlar cem-i takdim yapabilirler. Ama böyle birin kendi evinde cem‘i
takdim ve tehir yapması mümkün değildir.
İbnu Sîrîn’e,
Malikilerden Eşheb’e ve bazı Şafiilere göre ihtiyaç halinde de namazlar
birleştirilebilir. Mesela öğle vaktinde imtihana girip ikindiden sonra
çıkacak olan talebeler öğle ile ikindi namazını cem‘-i takdimle kılıp
imtihana girebilirler. Öğleden evvel imtihana girerler de öğle
namazının geçmesinden korkarlarsa öğleyi ikindiye erteleyip cem-i
tehirle kılabilirler.
İmam Nevevî, Müslim şerhinde bunlardan
naklen diyorki : “ Adet haline getirmezse ihtiyaç olduğu zaman cem‘i
takdim ve te'hir caizdir.” Bu bizim için güzel bir şeydir. Çünkü her
zaman bir mezhebe bağlı olmamız şart değildir.
İbni Abidin,
birinci cildin 52 ve 53. sayfalarında diyorki : “ Bir gün Hanefiye,
başka gün Malikiye göre, diğer bir gün de Şafiye göre namaz kılınabilir.
Mesela
Hanefî mezhebine bağlı bir kimse Ankara'ya giderken Şafiii mezhebine
göre cem‘i takdim veya te'hir yapabilir. Ama Şafiye göre abdest nasıl
alınır, nasıl namaz kılınır, onu bilmesi gerekir. Cem‘-i takdimin ve
cem‘-i te'hirin şartlarını da bilmesi gerekir. Bilmeden sadece ben
Şafii'ye göre cem‘i takdim - te'hir yapacağım dese caiz olmaz. İbni
Hacar'e göre namaz ve namazın mukaddimelerinde o mezhebi taklit etmeye
mecburdur. Yani mesela Şafii'ye göre namazını kılacak ise, abdestte de
gusulde de yine bu şartlara riayet etmeye mecburdur. Ama Ebu Ziyad'a
göre mecbur değildir.
Sadece bunlarla yetinmek istiyorum.Teşekkür ederim.
--------------------------------------------------------------------------------
* Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR, "Seferilik ve Namazların Birleştirilmesi", Seferilik ve Hükümleri (İslami Araştırmalar Vakfı Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi) , Ensar Neşriyat, İstanbul, 1997, s: 361-384
[1] Tirmizî, Mevâkît 1, Hadis No 149.
[2] Buharî,Taksîr’us-Salâh 13,14,16; Müslim, Salat’ül-müsafirîn, bab 5, hadis no, 46,47 (704).
[3] Müslim, Salât’ül-Müsafirîn, bab 6, hadis no 52-(705), 53-(706).
[4] Buhârî, Taksîr’us-salâh, 13.
[5] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 51-(705)
[6] Ahmed b. Hanbel c.I, s.367-368.
[7] Ahmed b. Hanbel c. V, s. 241.
[8]-
Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Feth’ur-Rabbânî li tertîbi
Müsned’il-İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî maa şerhihi
Bülûğ’il-emânî,Kahire, c.6, s. 120 Hadis no 1237. Bu hadisi Tahavî ve
Hâkim’den nakletmiş ve senedinin ceyyid olduğunu belirtmiştir. .
[9] Buharî,Taksîr’us-Salâh 15,16; Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 5, hadis no 46-(704).
[10]
Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, a.g.e. Hadis no 1239. Beyhakî’nin
es-Sünen’ül-Kübrâ’sından nakletmiş ricalinin sikadan olduğunu ancak
ref’inde şek bulunduğunu, mahfuz olanın onun mevkuf olduğunu ifade
etmiştir.
[11] Ebu Davud, Salâh 1215; Neseî, Mevâkît, 45; Ahmed b. Hanbel, c.III,s.305, metin Ahmed b. Hanbel’den alınmıştır.
[12] Ebu Davud, Salâh 1216, Neseî, Mevâkît 45,bâb’ul-vakt’illezî yecmau fîhi’l-müsafir.
[13] Ahmed b. Hanbel, c. III, s. 381.
[14] Ahmed b. Hanbel c.I,s. 136.
[15]
Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 5, hadis no 42-(703); Buhârî bu hadisi
Salim tarikiyle rivayet etmiştir. Taksîr’us-salâh, 13.
[16] Yatsının dört rekatlık farzını iki rekat olarak kılmış.
[17] Nesai, mevâkît, 45.
[18] Ahmed b. Hanbel c.II, s.51.
[19] Ahmed b. Hanbel c.II,s.150.
[20]- Beni Mustalik savaşı Hicretin 5. yılında olmuştur.
[21]- Ahmed b. Hanbel. Bu iki hadisi nakleden kitap: Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, a.g.e, c.VI, Hadis no 1243 ve 1244.
[22] Cem, Müzdelife’nin adıdır. Çünkü Hz. Adem ile Hz. Havva cennetten çıkınca orada birleşmişlerdir.
[23]
Müslim, Hac, bab 48, Hadis no 292-(1289); Ebû Davud, Menâsik, 65; hadis
no l934. Neseî, Hac, 310. Tercüme Ebu Davud’daki metne aittir.
[24] Buharî, Hac, 99.
[25] Ahmed b. Hanbel c.II, s. 152.
[26] Ebu Davud, Menâsik, 65, hadis no l930.
[27] Ebu Davud, Menâsik, 65, hadis no l931. Ebu Davud’un l932 ve 1933 numaralı hadisleri de aynı anlamdadır.
[28] Ahmed b. Hanbel’den naklen, Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, a.g.e. c.V, s.137, Hadis No 1255.
[29] Buhârî, Hac, 96; Ahmed b. Hanbel, c.II, s, 56.
[30] Buhârî, Hac, 95.
[31] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 49-(705)
[32] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 50-(705)
[33] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 54-(705)
[34] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 55-(705)
[35]Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 56-(705).
[36]Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 57-(705).
[37] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 58-(705).
[38] Bunların hepsi sahabîdir.
[39] Muvaffakuddîn ve Şemsüddin ibnâ Kudâme, el-Muğnî, Beyrut l404/1984, c. II, s.113.
[40] Cem Müzdelife’nin diğer adıdır. Çünkü Hz. Adem ile Hz. Havva Cennetten çıktıktan sonra orada birleşmişlerdir.
[41]
Müslim, Hac bab 48 hadis no 292-(1289). Buhari’deki rivayette
Müzdelife’den bahsedilmiyor. Meali şöyledir. “Abdullah radiyellahu anh
dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi görmedim ki, iki
namaz dışında herhangi bir namazı vaktinde kılmamış olsun. Akşam ile
yatsıyı cem etti, sabah namazını vaktinden önce kıldı. (Buhari, Hacc
99).
[42] Ta’rîs gecesi bir savaş dönüşü Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının istirahata çekildikleri yerde
uyuya kalıp sabah namazının kazaya kaldığı gecedir.
[43] Müslim, Mesacid bab 55, hadis no 311-(681).
[44] Kemâlüdin b. el-Hümâm (öl.681 h. /1282 m.) Şerhu Feth’il-Kadîr, Bulak 1315, C. I, s. 407, Cuma namazı bahsinin öncesi.
[45] Damat Abdurrahman b. Şeyh M. b. Süleyman, Mecma’ul-enhür, Matbaa-i Amire, 1301, C. I, s. 269-270.
[46] Ali b. Ahmed b. Hazm, el-Muhallâ, Beyrut 1408/1988, C. II, s.204, 206.
[47] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.114.
[48] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 57-(705).
[49] Müslim, Salât’ul-müsâfirîn, bâb 6, hadis no 54-(705)
[50] Muhyiddin en-Nevevî, Sahîhu Muslim bi şerh’in-Nevevî, Beyrut, c.V,s.219.
[51] Ahmed b. Hacer el-Heytemî, Tuhfet’ül-muhtac, haşiyeleri ile birlikte, C. II, s. 393-404.
[52] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.112.
[53] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.116-117.
[54] İstihâze, bir kadından, adet günleri dışında gelen kandır.
[55]
Hamne bint-i Cahş, adet dışı kanamalarının çokluğundan şikayet edince
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona yaptığı uzun nasihatinin
sonunda şöyle demişti : Öğleyi geciktirip ikindiyi öne almaya gücün
yeterse yıkanırsın; iki namazı, öğle ile ikindiyi birleştirirsin.
Akşamı da geciktirir, yatsıyı öne alırsın, sonra yıkanırsın iki namazı
birleştirirsin. Bunu yap. ..(Ebu Davud, Tahâret, ll0, hadis no 287;
Tirmizî, ebvâb’ut-tahâre, 95 hadis no 128.)
Ebu Davud’un Hz.
Aişe’den yaptığı diğer bir rivayete göre, Sehle bint-i Süheyl’den
istihâze kanı gelmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve selleme geldi. O da
ona her namaz için yıkanmasını emretti. Bu ağır gelince, “ Bir kere
yıkanıp öğle ile ikindiyi, bir kere daha yıkanıp akşamla yatısıyı
birleştirmesini ve sabah namazı için de yıkanmasını emretti.” (Ebu
Davud, Tahâret, ll0, hadis no 295.)
[56] Ali Abdülhamîd Baltacı,
Muhammed Vehbi Süleyman, el-Mu’temed fî fıkh’il-İmam Ahmed (Abdülkâdir
b. Ömer eş-Şeybânî’nin Neyl’ül-Meârib bi şerhi delîl’it-tâlib adlı
kitabıyla İbrahim b. Muhammed b. Dıvyân’ın Menâr ‘us-sebîl fî
şerh’id-delîl adlı eserinin birleştirilmesiyle meydana
getirilmiştir.)Mekke, l991-1412, c.I, s. l95-l96.
[57] Yukarıda geçtiği gibi Şafiî mezhebinin tercih edilen görüşüne göre hastalar cem yapabilirler.
[58] Bu hadiszlerin tam metni ve kaynakları yukarıda geçmiştir.
[59]-
Anhmed b. Muhammed el-Esrem, Ahmed b. Hanbel'in talebelerindendir.
(v.273/886) {Hayrettin KARAMAN, İslam Hukuk Tarihi , s. 105}
[60] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.120-121.
[61] Ali Abdülhamîd Baltacı, Muhammed Vehbi Süleyman, el-Mu’temed c. I, s. l96.
[62]-
Yedi fakih, (fukahâ-i seb'a) Medine4nin yedi fakihi diye şöhret bulan
şu şahıslardır : Saîd b. el-Müseyyeb, Urve b. ez-Zübeyr (v.97/715),
el-Qasım b. Muhammed (v.102/720), Hârice b. Zeyd (v.l00/718), Ebubekr
b. Abdurrahmân (v.94/713), Süleyman b. Yesâr (v.l07/725), Ubeydullah b.
Abdullah b. Utbe (v.98/716), {Hayrettin KARAMAN, İslam Hukuk Tarihi ,
İstanbul l975, s. 55}
[63] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.117.
[64] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.119.
[65] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.120.
[66] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.121.
[67] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.122.
[68]
Abdullah b. Şübrüme Tabiînden ve Kufe fakihlerindendir. Şa’bîden, İbn-i
Sîrînden ve İmam-ı Azam’dan rivayette bulunmuştur. h. 144 de vefat
etmiştir. (Ö.N.BİLMEN, Hukukı İslamiyye Kamusu, İst. l967, c. I, s. 331)
[69] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.122, paragraf 1263.
[70]- Yani cem'in şartı iki namazın bir arada kılınmasıdır. İkisi bir arada kılınamazsa cem olmaz.
[71] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.123. paragraf l265.
[72] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.124.paragraf 1266.
[73] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.122-123, paragraf 1264.
[74] İbnâ Kudâme, el-Muğnî, c. II, s.125.
[75] Ali Abdülhamîd Baltacı, Muhammed Vehbi Süleyman, el-Mu’temed, c.I, s. l95-l98.
[76] Ebu’l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Rüşd (öl.520 h.), el-Mukaddimat, el-Matbaat’ül-Hayriyye, 1325, s.114.
[77] İmam Malik, el-Müdevvenet’ül-Kübrâ (Sahnûn’un rivayeti) , Mısır, c.I,s.116-117.
[78] el-Müdevvenet’ül-Kübrâ, c.I,s.116.
[79] el-Müdevvenet’ül-Kübrâ, c.I,s.115.
[80] el-Mukaddimat, s. 111-116.
[81] el-Müdevvenet’ül-Kübrâ, c.I,s.115.
[82]
Eşheb b. Abdilaziz’il-Kaysî (145 h.-762 m./204 h.-819 m.), Mâlikî
fukahasındandır. İmam Malik’den, Leys’den ve başkalarından rivayette
bulunmuştur.
[83] el-Mukaddimat, s.116.
[84] el-Mukaddimat, s. 111- 116.
[85]
el-Mu’teber fî’l-fıkhi’il-İmamiyye, v.87-90, yazarı belli değil, el
yazması, Süleymaniye Kütüphanesi İzmirli İsmail Hakkı,757.
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 18:17
|
|
|