| Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Tarih: 06.12.2007 - 03:54
|
Okunma Sayısı : 1093 |
Dinin toplum hayatında yeri olmasını istemeyenler, dini -sanki
mümkünmüş gibi- ferdin vicdanına bırakmak, özel alanın -sınırı neyse-
dışına çıkarmamak için çırpınanlar, çok tabîî bir dini uygulama veya
din özgürlüğünü kullanma karşısında bile "laiklik elden gidiyor"
yaygarası koparanlar son günlerde, İstanbul Müftülüğü'nde çalışan bir
danışmanın Kur'an okuma ve dua tavsiyesine taktılar, ortalık toz duman,
bu eleman atılırsa ve bir daha insanlara dua ve şifa için Kur'an okuma
tavsiye edilmezse Türkiye çağdaşlaşacak, kalkınacak, bütün problemler
çözülmüş olacak!
Olay:
İstanbul Müftülüğü'nde bir
aile danışma birimi var (başka birkaç müftülükte daha var), aile ile
ilgili problemi olan vatandaşlar birçok resmi veya sivil, laik ve
seküler mercilere başvuruyorlar, bazıları da -belki oralara da
başvurduktan sonra- bir de müftülüğe geliyor, müftülükte bu konuda
nisbeten yetişmiş, ilgili kurumlarda ders almış, formasyon kazanmış
elemanlar var, bunlar da gelenlere yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bu
arada bir danışman, kocasından şiddet gören ve çare soran bir kadına
boşanmayı, kendi başına ayakta durmanın çarelerini aramayı, kocasını
tedavi ettirmeyi, polise başvurmayı... tavsiye ettikten sonra -kadına
tahammül gücü vermek, moralini takviye etmek için- dua etmeyi, namaz
kılmayı ve Kur'an okumayı da tavsiye ediyor. Olayın üzerinde en fazla
durulan, âdeta kıyamet koparılan kısmı ise "Felak ve Nas surelerinin
okunup suya üfürülmesi ve bu suyun aile fertlerine içirilmesi."
Maksat:
Olayı
medyaya yansıtan, Diyanet yetkililerine soru üstüne soru yağdıran,
basına açıklamalar yapan, konuyu Meclis'e taşıyıp ilgili bakana soru
yöneltenlerin maksadı ne? Üzüm yemek mi (yani bir yanlışın
düzeltilmesini ve dinde olan ne ise onun yapılmasını sağlamak mı) yoksa
bağcıyı dövmek mi (yani Diyanet'i yıpratmak, faydalı hizmetler veren
danışma birimlerini kaldırtmak, dini hayatın güçlenmesini engellemek,
insanları dinden soğutmak mı?)
Maksadın ikinci şık olduğunu ispat eden davranış ve ifadeler var.
İşte bazı örnekler:
Milliyet, 19.8.2006
"Hurafe
soruşturması. Diyanet, İstanbul Müftülüğü Aile Bürosu'nun "okunmuş su'
öğüdüne soruşturma başlattı. CHP'liler "Hurafelerle uyutuyorlar"
derken, kadın kuruluşları büroların Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri
sürdü."
Birten Gökyay (Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Başkanı): "Atatürk'ün çağdaş ilkeleri varken, hurafelere inanmıyoruz.
Dini inanç, toplumsal yönetim şeklinde ele alınamaz. Yoksa nasıl
Ortaçağ zihniyetine götürdüğü malumdur. Üyelerimiz bu bürolara gidip
denetimler yapacak."
"CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet
Kesimoğlu, "üfürükçülük" yapıldığını iddia ettiği danışmanlık büroları
konusunu soru önergesiyle Meclis'e taşıyor."
Gazeteci, başkan yardımcısına soruyor:
"2
yıldır hizmet veren bu bürolar 6 bölgede açılırken, 20 bölgeye çıkarmak
isteniyor. Hizmetin kalitesini kontrol edemediğinizi söylüyorsunuz.
Neye dayanarak büroların sayısını çoğaltmaya çalışıyorsunuz?"
Konuya devam edeceğim.
II
Prof. Dr. Aysel Ekşi yüksek perdeden şöyle buyurmuş: "Ülkeyi İslam
dininin kurallarıyla yönetmeye kalkışan ülkelerde yöneticilerin
etkilemeye ve değiştirmeye ilk çabaladıkları kişilerin kadınlar
olduğunu biliyoruz. Çünkü gelecek kuşaklara şekil verecek olan
onlardır. Ülkemizde kadınların sorunlarına çözüm arayan çok deneyimli,
yetişmiş, güvenilir binlerce uzman var. Çok sayıda gönüllü kuruluş veya
özel kurumlar da kadınların ve çocukların sorunlarıyla uğraşmakta. Bu
kadar sayıda uzman dururken İlahiyat Fakültesi mezunlarının bu alanda
işi nedir? Aile içi eğitim, neden din adamlarının insafına bırakılır?
Öyle görülüyor ki bu tamamen planlı, ideolojik ve çok tehlikeli bir
tercihtir."
Laikçi oldukları için bu kelimeyi sevmeyenler
"laikçilik diye bir şey yok, laiklik var o kadar" diyorlar. Onlara
tavsiyem yukarıdaki satırları dikkatle okumalarıdır; çünkü bu satırlar
aynı zamanda bir "laikçi fotografı"dır. Evet bizim laikçi adını
verdiğimiz tipin fotoğrafı bu, tanımı ise şudur: "Dinin sosyal hayatta
yerini kabul etmez, ona göre laiklik din karşısında bir din, bir
ideolojidir, onun uğrunda demokrasi, insan hakları ve hürriyetleri
kurban edilebilir, oluk gibi kanlar akıtılabilir, insanlar asılabilir.
Din bireyin özel alanında, vicdanında olmalı, sosyal hayatta görünür
bile olmamalıdır..."
Tamamının laikçilerden olduğu anlaşılan yaygaracıların dayanakları çürük; şöyle ki:
1.
Ülkeyi İslam ile yönetmek isteyen ilk mürşid Hz. Peygamber'dir ve o
kadınları kölelikten kurtarmış, insanlıkta ve fırsatta eşit hale
getirmiştir. Bugün şeriat ilan eden bazı ülkelerin kadını değiştirme
teşebbüsünden değil, dört duvar arasına mahkum ettiğinden söz etmek
daha doğru olur.
2. Bugün Diyanet'in başında bulunan zat aynı
zamanda bir hukukçudur, neyin kanunlara aykırı olduğunu gazetecilerden
iyi bilir, aile danışma birimlerinin hukuki dayanağı mevcuttur.
3.
Sivil ve resmi birçok kurum ve kuruluş aile problemleri ile meşgul
oluyor, problemin hacmı karşısında bunların faaliyetleri ve çareleri
devede kulak kabilinden olsa bile takdire değer. Buralarda bulunan
uzmanlar her şeyin alimi olmadıkları gibi birçoğunun, toplum
değerlerimize yabancılaşmış oldukları da bir gerçektir. Onların
teklifleri, tavsiye ve çözümleri çoğu zaman dinle çatışıyor; Freud'a
takılıp kalanları, Müslümanlara zina yolu gösterenleri olduğunu da
biliyoruz. Evet buralarda bir ilahiyatçıya büyük ihtiyaç var; bu
ilahiyatçı hem o uzmanlara İslam'ı öğretir (gerektiğinde İslam hakkında
doğru bilgi verir) hem de problemi olan vatandaşlar içinden dinine
bağlı olanlara yardımcı olur, dini kullanarak yanlış yollara
yönlendirilmiş olanların yolunu düzeltir, hurafe ile dinin
gerçeklerini, selahiyetle birbirinden ayırır.
4. "Öyle
görülüyor ki bu tamamen planlı, ideolojik ve çok tehlikeli bir
tercihtir" cümlesi tehdit ve jurnal kokuyor; laikçiler bunu hep
yaparlar.
Diyanet yetkililerinin tavrı:
Kendilerini
baskı altında ve taarruz karşısında hisseden yetkililer bence
gereğinden fazla savunmaya geçmişler. Ortada bir komplonun olduğu açık.
Evet uzman "suya sure okuyarak içme ve içirme" tavsiyesinde bulunmuş,
ama bu o kadar büyütülecek bir olay değil ve medyanın düzenlediği gibi
de değil; önce herkesin söyleyebileceği makul şeyler söylenmiş, sonra
dua ve sonra okuma tavsiye edilmiş. Ayrıca daha sonra yapılan bir
görüşmede aynı uzmanın verdiği cevapların da değerlendirmeye alınması
gerekirdi:
N.M. (Uzman): Buyrun sizi dinliyoruz, sorununuz nedir?
- Evleneceğim adam başımı kapatmamı istiyor, sizce ne yapmalıyım?
N.M.: Bu konuyu aranızda konuşarak halletmelisiniz?
- Beni hiç dinlemiyor ki!
N.M.: Onunla konuşmalısınız, sizi böyle kabul ediyorsa evlenin, etmiyorsa evlenmeyin.
- Aslında iyi bir insan. Sırf bu yüzden ayrılmak da olmaz ki. Okunmuş su içsem faydası olur mu?
N.M.: Olmaz öyle şey. Okunmuş suyla sorun çözülmez.
- Ama gazetede sizin okunmuş su tavsiye ettiğiniz yazıyor. Ben de denesem faydası olmaz mı?
N.M.:
Biz üfürükçü değiliz, burası devletin resmi kurumu. Biz buraya
gelenlere dua etmelerini söylüyoruz ama böyle okunmuş su falan gibi
şeyler söylemeyiz.
- Suya dua okusam olmaz mı?
N.M.:
Olmaz, sorunlarınızı çözemiyorsanız bir aile terapistine başvurun,
mutlaka bir uzmandan yardım alın. Biz psikolog değiliz, yalnızca dini
konularda yol gösterebiliriz.
Bu konularda gazetecilerin değer
hükmü vermeden önce yetkililere, öğrenmek için sormaları gerekir. Onlar
sormadan hükme varıyor, abartıyor, yayıyor, mahkum ediyor, sonra linç
girişiminde bulunuyorlar.
Geriye bir konu kaldı, o da dua ve
Kur'an âyetlerinin şifa için okunması, üflenmesi ve nihayet suya
üflenerek içilmesi. Bunu da gelecek yazıda ele alalım.
III
Birkaç maddeci, pozitivist, inkarcı gürültü çıkardı diye hemen 'duanın
ve şifa için Kur'an okumanın, namaz kılmanın, umreye gidip orada dua
etmenin...' dinde olmadığından, hurafe olduğundan söz etmek gerekmiyor.
Onları memnun veya tatmin etmenin yolu dini inkar etmek, mümkünse yok
etmektir. Onlara göre 'asılsız, akla aykırı, bilime ters, çağdışı' olan
yalnızca okuyup suya üfleyip içmek değil, 'imanı, ibadeti,
helal-haramı, sosyal düzeni ve ahlakı ile dinin ta kendisi'dir. Biz
inananların anlayışı ve tavrı bence şu olmalıdır: İnanma/iman bir
hidayet meselesidir, hidayetin bir ucu kulun iradesine diğer ucu da
Allah'ın -kulun iradesi doğrultusunda olacak- muradına bağlıdır. Bu
dünyada kimse inanmaya zorlanamaz ve zorla iman olmaz. İnananlar
inandıkları gibi, inanmayanlar da kendi dünya görüşleri çerçevesinde
yaşamakta serbest olurlar ve herkes din/dinsizlik özgürlüğüne saygı
gösterir.
Duanın birçok maddi hastalığı iyi ettiği, hastanın
iyileşmesinde tartışmasız etkileri bulunduğu konusu sayısız tecrübe ile
sabit olmuştur. Bize ahlakı, davranışı kötü birinden bahsedildiğinde
'Allah ıslah etsin!' diye dua ediyoruz. Bu duanın manası nedir? Duanın,
kötü huyun değişmesinde bile etkili olacağı değil midir? Karısını döven
bir adamı yola getirmek ve kadını kurtarmak için bütün tedbirlere
başvurduktan sonra adamın ıslahı için dua etmek neden dine aykırı
olsun! Duanın kabul şansını arttıran ibadetler vardır; bunlardan biri
namazdır; bu sebeple namazdan sonra dua ederiz. Bazı müctehidlere göre
namaz içinde ve özellikle secde halinde de dua edilebilir. Diğerleri
hac ve umredir; orada da çeşitli durumlarda duanın kabul edileceğine
dair hadisler vardır. Ayrıca umrenin, insanlar üzerinde güzel etkileri
olduğu da yüzlerce tecrübe ile ortaya çıkmıştır.
Kur'an'ın
bazı âyetlerinin ve surelerinin hem şifa için hem de korunmak için
okunacağına, bazı sureler okunduktan sonra avuca üflenip vücuda
sürüleceğine dair de sayısız sahih hadis mevcuttur. Bunları
Peygamberimiz (s.a.) hem yapmış, hem de tavsiye etmiştir. Bırakalım
inkarcılar yalnızca maddi tedbirler ile korunsunlar, iman edenler de
bunlara ek olarak Allah'a sığınma, okuyup üfleme tedbirine de
başvursunlar. Biz onları kınamayalım, onlar da bizi kınamasınlar.
Evet,
suya üfleyip içme ve içirmeye dair bir Peygamber tavsiyesini veya
uygulamasını ben de bilmiyorum. Ama ele üflemeye oldukça yakın bir
uygulama olduğu için geleneğimizde uygulanmıştır.
Peki dinde yasak olan üfürme nedir?
Dinde
yasak olan üfürme, ne idiği bilinmeyen sözleri tekrarlayarak
üfürmektir, bir takım rakamları ve ilmî-dinî dayanağı olmayan
formülleri kullanmaktır. Maddi ve tabîî tedbirleri ihmal ederek
yalnızca okuma ve dua ile yetinmektir. Dinde bir de üfürükçülük
yasaktır; bundan maksat ise yukarıda açıkladığımız 'yasak üfürme' işini
meslek edinmek ve bununla geçinmektir. Büyü yaparak, cinleri
kullandığını iddia ederek, maddi ve gerekli tedbirleri engelleyerek bu
yoldan para kazanan, insanımızı aldatan, mal ve canlarını zarara sokan
bu üfürükçüleri engellemenin bir yolu da dinde meşru olan manevi
tedbirleri, ehliyetli din görevlilerinin tavsiye etmesi, halkın
moralini bu yoldan da güçlendirmesi ve onları büyücülere, cincilere
muhtaç etmemesidir.
Son Güncelleme : 06.12.2007 - 03:54
|
|
|