|
Üye Girişi/Menüsü
Kapat

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Tebliğde Kadro Unsuru E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 04.02.2008 - 22:00

Okunma Sayısı : 785

Hakkı tavsiye'nin metod'lar bölümüne esas aldığımız Nah! Süresinin 125. âyet-i kerîmesi, muhatablann durumuna göre üç ayrı yol'la hakkın tavsiye edilmesi gerektiğini emrederken, tebliğ veya tavsiye'yi yapacak kişide bulunması gerekli olan vasıflara da işaret etmiştir. Şöyle ki adi geçen üç metod'un uygulanabilmesi her şeyden önce ilmî yeterliği gerektirir. İslâm dâvetçisi öncelikle hik­met, güzel öğüt, en güzel yolla mücâdele şeklinde özetlenen yol­lardan gidebilmesi için onları gereği gibi hazmetmiş oimakduru-muyia başbaşadır. "Bilenle bilmeyen bir olmadığı" gibi bilen'in ya­pacağı tavsiye ve telkinle bilmeyen'in yapacağı tavsiye de elbette bir olmayacaktır.

Demek oluyor ki, bugün memleketimizde hakkı tavsiye ve tebliğ makamında bulunan din görevlileri, hikmetle tavsiyede bulu­nabilecek kadar ilmî birikime sahip olmak mecburiyetindedirler. Din ilimlerini iyice hazmetmiş olmaktan başka, sosyoloji, felsefe, pedagoji ve iktisat gibi günümüzde revaçta olan ve hakkın duyurulması yolunda hizmet arzeden bütün ilimlerin de bilinmesi gerek­mektedir. Bunlar bilinmeden, yapılan verimii bir mücâdele-den bahsetmek, kendi kendini aldatmak olur.

Diğer taraftan tavsiye'nin tesiri için ilim de yeteii değildir. İl­mi, amel yâni (ihlâs) samimiyet takibetmelidir ki, bu samimiyetten bir kadro teşekkül etsin.

Evet bugün, "kendilerini İslâm dâvetine vakfedecek, ilim, kabiliyet ve imkânlarını ona hasredecek bir kadro'ya ihtiyaç vardır. Bu mücâhidler kadrosunun öz alâmeti, İhlâslı olmak, şehvetler­den, bencillikten ve taassuptan uzak kalmak olacaktır.

Gerçekten, bir fikrin, bir dîn'in, bir doğru'nun, bir hakkın ya­yılması hususunda hiçbir usûl, insan'ın yerini tutamaz. Genel ola­rak insanları bir fikre, bir gayeye bağlayan, evvelce bunlara inan­mış, îman etmiş kimselerdir. "Üzüm üzüme bakarak kararır" dedik­leri gibi, insanlar da birbirlerinden cesaret alırlar. Büyük idealler, siyâsî partiler, dinler hep böyle, biribirinden cesaret alan İnsanlar sayesinde kurulmuş, gelişmiş ve ebedîleşmiştir. Lisân-ı hâl deni­len yaşayarak tavsiye ve telkin yolu da bu değil midir? Binâenaleyh, bir şey "vasiyyet eden kimsenin, evvelâ kendisinin, vasiyyeti ile âmil olması lâzımdır. Mücerret hakkı diğerine vassiy-yet etmesiyle necat bulacağı zannında bulunması doğru değildir. Hak üzere olmayan bir kimsenin hakkı diğerine vasiyyet etmesi kurtuluşuna asla vesile olamaz... Kendisi münkerat içinde iken başkalarını ma'rufa davet edenler vardır. Lâkin bu suretle davet fayda vermemekte, bilâkis nefretle karşılanmaktadır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm de bu samimiyetsiz tutumu kötüler.

"Ey îman edenler! Yapmayacağınız işleri ne diye söylü­yorsunuz? Allah nezdinde en büyük günah yapamayacağınız şeyleri söylemenizdir.”

"Kitabı okuduğunuz halde insanlara maVufu emredip kendinizi unutuyor musunuz? Yoksa akıllarınız ermiyor mu?"

Bu konuda Peygamber Efendimizden şöyle bir hadîs-i şerif nakledilir.

"Allah tarafından benden önce gönderilen her peygam­berin kendisine sâdık ashabı ve havarileri vardı. Bunlar, onun sünnetine yapışırlar, emirlerine uyarlardı. Sonra bunların ye­rine öyleleri halef oldu ki, yapmadıkları işlerle övünürler, em-redilmedikleri işleri yaparlardı. Bir kimse bunların mezkûr iş­leri yapmasına eliyle mümanaat ederse, o kimse mü'mindir; bir kimse diliyle bunlara karşı durursa, o da mü'mindir; bir kimse bunlara karşı kalbiyle mücâdele ederse, o da mü'min­dir; bu kadarını yapamayanda artık hardal tanesi kadar olsun iman yoktur."

Kur'ân-ı Kerîm iyi bir dâvetçiyi meâien şöyle dile getirir:

"(İnsanları) Allah (a davet ve kendisi de) iyi amel (ve ha­reket) eden ve "ben müslümanlardanım" diyen kimseden da­ha güzel sözlü kimdir?"

Merhum Vehbi Efendi bu âyet-i kerîmeyi şöyle îzah eder: "Bu âyette haikı hakka davet eden kimsenin davet ettiği ameli, kendisinin işlemesi şartıyla güzel olacağına delâlet vardır. Zira davet eden kimsenin sözünün güze! olmasında amel-i sâlih şart kılınmış­tır. Çünkü; herkesi davet ettiği ameli kendi işlemezse davetinin te siri olmaz. Binâenaleyh; emr-i bi'l-ma'ruf'la meşgu! olan kimse ön­ce kelâmını kendi nefsine tatbik etmesi vaciptir. Eğer nefsinde tat­bik etmezse halk üzerinde sözünün tesiri olmadığı gibi itimat da olunmaz, çalışması boşa gider."

Demek ki hak dâvetçisinin çok ibâdet etmesi, Allah <c.c.)'ı çok anması gerekmektedir. Hakk'a davet edenin ibâdeti, davet edilenin ibâdeti gibi olmamaladtr. Hak dâvetçisi, dışına taşacak ve muhataplarını aşacak kadar dolu olmalıdır.

Bu konuda Prof. Seyyid Kutub daha da ileri gider ve "Yaşa­ması istenen fikirlerin, kanlarla, canlarla beslenmesi lâzımdır. Hangi fikir yaşıyorsa, hayat bulmuşsa, benliğinde kendisi İçin can veren kimselerin ruhunu taştyordur" der.

"Yaşayan her kelime, bir insanın kalbinden gıda almıştır. Fakat ağızlardan dünyâya gelen, dillerden meydana çıkan kelime­ler, ölü doğmuş olduklarından, o ilâhî canlı kaynağa erişemez, be-şeriyyeti bir karış dahi ileriye götüremez.

Düşüncelerimiz ve sözlerimiz haraketsiz cesetler gibidirler. Biz ne vakit onları kanlarımızla besler, uğurlarında ölürsek, o za­man dipdiri fırlar ve canlılar arasında yaşarlar. Kalem tutan elier pek çok şey yapabilirler. Ama bir şartla:

Düşüncelerini yaşatabilmeleri İçin ölmeleri; onu kaniarıy la, etleriyle beslemeleri lâzımdır. Hak bildiklerini söylemeleri o hak söz uğruna, kanlarını feda ekmeleri gerekir. Zira, "kalbden gelen sözler, kulaktan İzinsiz geçer", kalbi seçer.

"Olduğu gibi görünmemek" münafıklık ise, "göründüğü gibi olmamak" da iki yüzlülüktür. Bu ise merduttur. Bunca konuşulan, yazılan gerçeklere, çekilen nutuk ve öğütlere rağmen toplum haya­tı kötüye gidiyorsa, bunun asıl sebebi, ısîahçı rolünde görünenlerin samimiyetsizliğidir.

Bir zamanlar, "Hoca İşin ruhsat ve fetva yönünü söyler, ko­laylık gösterir, sen onu yap. Kendisinin azimet ve takva cihetine gi­dişine ayak uydurmaya kalkışma" demek olan "Hocanın dediğini tuî; gittiği yoldan gitme" sözü; maalesef bugün, çok defa haklı olarak, "Hoca halka doğruyu söyler ama yaşayışı hak üzere değil­dir, sen söylediğini tut, yeter" anlamında kullanılmaktadır.0 hal­de sokağı temizlemeğe kalkışanların, önce kendi kapılarının önü­nü süpürmeleri gerekmektedir. Tesir gücü buradadır. Aksi halde "havanda su döğmekle yağ elde edilmez".

Tezkiye-i nefs veya tasavvuf işte bunun için gereklidir.

Memleketimizin hak dâvetçilerini, din adamlarını daha ge­niş ifadesiyle imanlı grubu büyük bir menfî ihtilâf içinde görmekte yiz. Bu ise, hakkı tavsiye'de bütün metodlardan üstün bir önemi ha­iz olan kadro'nun gerektirdiği bîrlik'i ortadan kaldırmaktadır. Çe şitli isimler altında, muhtelif kaynaklara bağlılık göstererek, daha kötüsü "hak, benim yoiumdur" ön yargısına kapılarak parçalanmış bir dâvetçiler topluluğundan beklenecek ük müsbet iş, kadroyu gerçekleştirmeleridir. Hiç değilse, menfî ihtilâftan uzaklaşıp, Pey gamber Efendimizin "rahmeî'îir" diye vasıflandırdığı, "kendi mesleğinin tamir ve revacına çalışmakla beraber, başkalarının tahrip ve iptaline değil tekmil ve ıslâhına gayret etmek" anlamındaki "müsbet ihtilaf" durumuna yükselmeleridir. Bu yapılmaksızın şu-cu~bucu şeklinde ayırımlarla biribirierini yıpratmaya bakan bir din görevlileri camiasının va'dedeceği en ufak bir ümit ışığına hiçbir zaman sahip olamayacağız.

Bizde hakkı tavsiye konusunda en zayıf nokta maalesef bu kadro hususudur. Menşei başkadır diye biri ötekini küfürle itham edecek kadar ileri gidebilen grupların "Din Görevlisi" olarak vazife yapmakta olduklarını söylemek, "Hakkı tavsiye"nin kadro unsu­rundan ne derece nasipsiz olduğunu ortaya koymağa fazlasıyla yeterlidir.

Üstadların sözlerini, memleket gerçeklerine ve durumun nezaketine tercih etmek, kadro'dan beklenilen bir hareket değil­dir. Hakkın yükselmesini gaye bilenler, hedefe ulaşmakta geciktiri­ci âmilleri yok etmesini bilmelidirler ki, müşterek düşmanlar ve umûmi rahatsızlıklar giderilebilsin... Aksi halde daha uzun yıllar ya­ya kalınacağı tabiidir.

Son Güncelleme : 04.02.2008 - 22:00

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki
Kapat