1- Yolculukta olan veyahut şehir dışında olup da, şehirden bir mil veya
daha fazla uzaklıkta bulunan kimse su bulamazsa toprağa teyemmüm eder. Çünkü
Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) :
“Eğer hasta veyahut yolculukta, ya da olup da
su bulamazsanız güzel bir toprağa teyemmüm ediniz” [1] buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) da: “Toprak, müslüman kişi için on yıla kadarda olsa- su bulamadığı sürece temizleyicidir” [2]
buyurmuştur.
Şehirden
uzaklığın bir milden az olmaması, muhtar olan görüşe göre şarttır. Zira su
bulunmadığı zaman bir mil uzaklıktan şehre gitmede güçlük vardır. Sonra,
teyemmüm edebilmede, namazı kaçırma korkusuna değil, uzaklığa itibar olunur.
Çünkü eğer kişi, uzaklığı bir milden az olan yerden şehre gitmekle namazını
kaçın yorsa kusur kendisinindir. Zira eğer namazını geciktirmemiş olsaydı
böyle bir durumla karşılaşmazdı.
2- Eğer su bulunuyor ve fakat kişi hasta olduğu için, abdest aldığı
takdirde hastalığı artıyorsa, yine teyemmüm edebilir. Zira yukarıda okuduğumuz
âyet-i kerime bunu emreder. Hem de, fahiş fiatla su almanın ziran, abdest
almakla hastalığı artan kimsenin zararı kadar olmadığı halde, suyu fahiş
fiatla almayıp teyemmüm edilebilirken, abdest almakla hastalığı artan kimsenin
abdest almayıp teyemmüm edebilmesi evleviyetle lâzım gelir. Abdest almakla
hastahğın artması, ister suyu kullanmaktan, ister abdest almada zorunlu olan
vücut ve kol hareketinden ileri gelsin, farketmez. Her iki durumda da abdest
almayıp teyemmüm edilebilir. Îmam-ı Şafii ise (Allah rahmet eylesin): “Eğer
hasta olan kişi, abdest almaktan ölüm endişesini duyuyorsa teyemmüm edebilir”
demiştir, ki onun bu görüşü nassın zahirine uymamaktadır.
3- Cünüp olan kişi de, eğer guslettiği takdirde soğuktan ölecek veya
hastalartacaksa teyemmüm eder. Bu da, eğer cünüp olan kişi şehir dışında
olursa böyledir. Şehir içinde olduğu zaman ise, İmam Ebû Hanife'ye göre yine
böyle ise de, diğer iki İmam: “Şehirlerde ekseriyetle banyo evleri
bulunmaktadır. Şayet bulunmasa da, nadir olduğu için teyemmüm edemez”
demişlerdir. İmam Ebü Hanife: “Şehir içinde banyo evinin bulunmayışı nadir ise
de, bulunmadığı zaman kişi mazurdur” demiştir.
Teyemmüm:
elleri iki defa yere vurmak olup birinde kişi, ellerini yüzüne, birinde de dirseklere
kadar ellerine sürer. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm):
“Teyemmüm iki vuruştur. Bir vuruş yüz, bir
vuruşda eller içindir” [3]
buyurmuştur. Kişi ellerini toprağa vurduktan sonra, yüz ve ellerinin fazla
tozlanmaması için ellerini önce silkeliyecek ve ondan sonra yüz ve ellerine
sürecektir. Teyemmüm abdest yerine kaim olduğu için, abdestte olduğu gibi
teyemmümde de yüz ve ellerin hepsini sürmek lâzımdır. Bunun içindir ki: “Parmaklarının
arasını oğuşturacak ve parmağında yüzük varsa çıkaracaktır” demişlerdir.
4- Teyemmümde abdestsizlikle cünüplük ve aybaşı hali ile loğusalık
(aynıdır). Zira -rivayete göre- kırsal kesimden bir topluluk Peygamber
Efendimize (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm) gelerek: “Biz kumluklarda oturan ve bazan
bir iki ay su yüzünü görmiyen kimseleriz. Halbuki içimizde cünüp olanlar,
aybaşı halini gören ve loğusa olan
kadınlar vardır” deyince, Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed'e göre -toprak, kum, taş, ces, kireç, sürme ve zırnık
gibi- yeryüzü cinsinden olan her şeyle teyemmüm edilebilir. İmam-ı Şafii
(Allah rahmet eylesin): “Ot bitiren topraktan başka bir şeyle teyemmüm
edilemez” demiştir. İmam Ebû Yûsuf dan da gelen bir rivayet bu yoldadır. Zira İbn-i
Abbas (Radıyallâhü anh) âyetteki “Güzel bir toprağa” sözünü “Verimli bir
toprağa” diye tefsir etmiştir. Ancak İmam Ebû Yûsuf, yukarıda rivayet ettiğimiz
hadise dayanarak kumu da ilave etmiştir. İmam Ebû Hanifeileîmam Muhammedi Cenâb-ı Hak
âyette “Saiyd” diye buyurmuştur, ki
“Yeryüzü” demektir. Bizim saydığımız şeylerin hepsi de yeryüzü cinsinden olduğu
için hepsiyle teyemmüm etmenin caiz olması lâzım gelir” demişlerdir. “Güzel”
kelimesi “Temiz” mânasını da taşıdığı için -icma ile- bu mânaya hamledilmiştir.
Zira temizlenmede kullanılan bir şeyin temiz olması daha uygundur.
İmam Ebû
Hanife'ye göre, teyemmüm edilen yeryüzü cinsinden olan şeyin tozlu olması şart
değildir. Çünkü yukarıda okuduğumuz âyet mutlak olup onda, teyemmüm edilecek
şeyin tozlu olması şartı yoktur.
İmam Ebû
Hanife İmam Muhammed: “Toz ile de -toprak bulunsa bile- teyemmüm edilebilir”
demişlerdir. Zira toz toprağın incesidir. Teyemmüm abdest gibi olmayıp onda
niyet farzdır. Îmam Züfer (Allah rahmet eylesin): “Teyemmüm abdest yerine kaim
olduğu için abdestte niyet nasıl farz değilse, teyemmümde de farz değildir.
Çünkü onun yerine kaim olduğu için her hususta onun gibi olması gerekir”
demiştir. Biz diyoruz ki: Teyemmüm kasıt demektir. Kasıt ise, niyet
getirilmeden gerçekleşemez veyahut teyemmüm ancak özel bir durumda temizleyici
olduğu için eğer niyet getirilmezse temizleyici olamaz. Su ise, bizatihi
temizleyici olduğu için niyete muhtaç değildir.
5- Sonra, kişinin temizlenme veyahut namaz kılabilme niyetini getirmesi
kâfi olup abdestsizlik veya cünüplükten söz etmesi mezhepte sahih olan görüşe
göre şart değildir.
6- Eğer bir hıristıyan, müslüman olmak için teyemmüm eder ve ondan sonra
müslüman olursa -İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre- teyemmüm etmiş
sayılmaz. İmam Ebû Yûsuf ise “Adam teyemmümlüdür” demiştir. Çünkü adam maksut
olan bir ibadeti kasdetmiştir. Fakat mescide girebilmek veya Kur'ân-ı Kerim'i
eline alabilmek için edilen teyemmüm öyle değildir. Zira mescide girmek veya
Kur'an-ı Kerim'i eline almak maksut olan bir ibadet değildir. İmam Ebû Hanife
ile İmam Muhammed: “Teyemmüm ancak, abdestsiz veya cünüp olarak yapılması caiz
olmayan bir ibadeti yapabilmek için temizleyici olmuştur. Kişi, abdestsiz veya
cünüpken ise müslüman olabilir” demişlerdir.
7- Eğer bir
hıristıyan, müslüman olmak için abdest alır ve ondan sonra müslüman olursa,
abdestli sayılır. İmam-ı Şafii'ye göre ise, abdestte niyet şart olduğu için
abdestli sayılmaz.
8- Eğer bir müslüman, teyemmüm ettikten sonra irtidat eder ve ondan sonra
bir daha müslüman olursa, teyemmümü bozulmuş olmaz. İmam Züfer (Allah rahmet
eylesin) “Bozulur. Çünkü teyemmüm ile, müslümanlığı inkâr, bir arada olamaz.
Aralarında yakın akrabalık bulunup birbirleriyle evlenmeleri caiz olmayan
gayrimüslim bir erkekle bir kadının birbirleriyle evlenmeleri, nasıl hem
başlangıçta, hem devamda bâtıl ise, teyemmüm ederken müslümanlığı inkâr
edenle, teyemmüm ettikten sonra inkâr edenin teyemmümleri arasında fark yoktur”
demiştir. Biz diyoruz ki:
Münkir
değilken teyemmüm edip ondan sonra inkâra sapan kimsenin teyemmümü ile, münkir
iken teyemmüm eden kimsenin teyemmümü arasında fark vardır. Çünkü teyemmümde
niyet şarttır. Münkir olan kimsenin ise niyeti yoktur. Fakat kişmin münkir
değilken ettiği teyemmümde niyet bulunduğu için, ondan sonra inkara sapsa dahi
sahihtir.
9- Abdesti bozan her şey teyemmümü de bozar. Zira teyemmüm abdest yerine
kaim olduğu için onun hükmündedir. Teyemmüm aynca, teyemmümlü kimsenin suyu
bulması ile de bozulur. Bu da eğer suyu kullanabiliyorsa böyledir. Çünkü
toprak, su bulunmadığı sürece temizleyicidir. Su bulunduktan sonra abdest alma
imkânı hasıl olduğu için artık teyemmümün hükmü yoktur. Suyun bulunmasından da
maksat kişinin onu kullanabilmesidir. Bulunup da, kişinin onu kullanamaması
halinde bulunmamış sayılır. Canavar veya düşmanm saldırısına uğramaktan
veyahut bulunan su ile eğer abdest alırsa susuz kalacağından korkan kimse de,
suyu kullanamayan kimsenin hükmündedir. İmam Ebû Hanife'ye göre, uykuda olan
kimse, suyu kullanabilir farzedilmektedir. Buna göre eğer teyemmümlü olan
kimse, uyurken suyun yanından geçerse teyemmümü bozulur. Bulunan su da, eğer
abdeste yetecek miktarda olmazsa bulunmamış sayılır. Çünkü yetecek miktarda
olmayan suya, nasıl başlangıçta itibar olunmuyorsa, devamda da itibar olunmaz.
10- Temiz olmayan toprak ve benzeri şeylerle teyemmüm edilemez. Zira hem
âyetteki “Güzel” kelimesinden temiz demek kasıt buyurulmuştur, hem de teyemmüm,
hükmî necasetten temizlenmek için edildiğine göre, aynı gaye için alman
abdestte suyun temiz olması nasıl şart ise, teyemmüm edilen şeyde de temizliğin
şart olması gerekir,
11- Su bulamayan kimse için, eğer namaz vakti çıkmadan bulacağım
umuyorsa namazını vaktin sonuna kadar da olsa geciktirmek müstehaptır. Eğer
bulursa abdest alır, bulamazsa teyemmüm edip namaz kılar. Çünkü namazları erken
kılmak her ne kadar daha faziletli ise de, bu kimse için -cemâati beklemede
olduğu gibi- namazım, temizlenmenin en kâmili olan abdşst ile kılma umudu
bulunduğundan, geciktirmesinde daha üstün bir sevap vardır. Ana kaynak olmayan
birtakım kitaplarda, İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'un: “Kuvvetle umulan
şeyin olmuş hükmünde olduğu için böyle bir durumda geciktirmek vaciptir” diye
söyledikleri rivayet olunmakta ise de, mezhepte zahir olan görüş, geciktirmenin
müstahap olmasıdır. Zira kesin olarak bilinen bir şeyin hükmü, zan ve şüphe
ile ortadan kalkmaz.
12- Kişi ettiği teyemmüm ile istediği kadar farz ve nafile namazları
kılabilir. İmam-ıŞafiî’ye göre,
teyemmüm zaruretin gerektirdiği bir temizlenme olduğu için. bir teyemmümle
ancak bir farz namaz kalınabilir. Biz diyoruz ki: Zaruret halinde teyemmüm
abdest yerine kaim olduğu için, zaruret ortadan kalkmadıkça abdeatin gördüğü
her işi teyemmüm de görür.
13- Eğer şehir içinde, hasta olmayan bir kişi, velisi olmadığı bir cenaze
hazır olur ve kendisi abdest almakla uğraştığı takdirde cenaze namazını
kaçıracağından korkarsa, teyemmüm edebilir. Çünkü cenaze namazı kaza edilemediği
için bu adam su kullanamayan kimsenin hükmündedir. Bunun gibi, bayram namazına
gelipte, abdest almakla uğraştığı takdirde namazı kaçıracağından korkan kimse
de teyemmüm edebilir. Çünkü bayram namazı iki kez kılınmadığından bu adam da su
kullanamayan kimse hükmündedir. Metindeki “Velisi olmadığı bir cenaze” tabiri,
hazır olan cenazenin velisi için teyemmüm etmenin caiz olmadığına işarettir.
Zira Hasan İbn-i Ziyad'in rivayetine göre İmam Ebû Hanife (Allah rahmet
eylesin) böyle söylemiştir ve sahih olan görüş de budur. Çünkü cenazenin
namazı kılınmış olsa bile, velisi bir daha kılabilir.
İmam Ebü
Hanife'ye göre bayram namazı içinde abdesti bozulan kimse -ister imam, ister
cemaattan biri olsun teyemmüm eder ve namazın geri kalan kısmını tamamlar.
Diğer iki imam ise “Teyemmüm edemez” demişlerdir. Zira namaza sonradan katılan
kimse, imam selam verdikten sonra namazının geri kalan kısmım tamamlayabildiği
için, bu kimseye namazı kaçırma korkusu yoktur. İmam EbüHanife: “Böyle de olsa, bayram günü çok
kalabalık olduğundan, imam selâm verdikten sonra cemaatın birbirleriyle itişip
çekişmeleri yüzünden, bu kimse namazının geri kalan kısmını tamamlamak imkânını
bulmayabilir” demiştir. Bu görüş ayrılığı abdest ile namaza başlayan kimse
hakkındadır. Eğer abdesti bozulan kimse, namaza başlarken teyemmüm ile
başlamış ise, bu kimsenin tekrar teyemmüm etmesinin cevazı hakkında ihtilâf
yoktur. Çünkü eğer: “Bu kimse abdest almak zorundadır” diyecek olursak,
teyemmüm ile başladığı namazın fasit olması lâzım gelir.
14- Abdest almakla uğraştığı takdirde cuma namazını kaçıracağından korkan
kimse için ise, teyemmüm caiz değildir. Bu kimse abdest almak zorundadır. Cuma
namazına yetişirse cuma namazını, yetişmezse dört rekât öğle namazını kılar.
Çünkü cuma namazı kaçırılırsa, onun yerine geçecek öğle namazı vardır. Bayram
namazının yerine ise, geçecek bir başka namaz yoktur.
15- Bunun gibi, bir farz namazın eda vaktini kaçıracağından korkan kimse
de teyemmüm edemez. Bu kimse, abdest almak zorunda oîup, eğer vakte yetişirse
namazını eda olarak, yetişmezse kaza olarak kılar. Çünkü vaktinde eda
edilmeyen vakit namazının yerine geçecek kaza namazı vardır.
16- Yolculukta olan bir kimse, eğer beraberinde su bulunduğunu unutup
teyemmüm eder ve namaz kıldıktan sonra suyu hatırlarsa -imam Ebu Hanife ile
İmam Muhammed'e göre- kıldığı namazı bir daha kılmak zorunda değildir. İmam Ebü
Yûsuf ise: “Bir daha kılmalıdır” demiştir. Bu görüş aynlığî, suyu, yükünün
içine kendi eliyle koyan veyahut başkasına koyduran kimse hakkındadır. Yolcunun,
beraberinde su bulunduğunu hatırlaması, ister daha namaz vakti varken, ister
vakit çıktıktan sonra olsun fark etmez. İmam Ebû Yûsuf: “Çünkü adam teyemmüm
ederken beraberinde su bulunuyordu. Yükü içinde elbisesini unutup da çıplak
olarak namaz kılan kimse, elbisesini hatırladığı zaman nasıl namazını bir daha
kılmak zorunda ise, bu da öyledir. Kaldı ki yolculukta olan kimseler, beraberlerinde
su bulunduğu zaman onu eşyaları içinde saklamak itiyadındadırlar. Bunun için,
teyemmüm etmeden eşyasını açıp araştırması gerekirdi” demiştir. İmam Ebû Hanife
ile İmam Muhammed ise: “Kişinin, beraberinde su bulunduğunu bilememesi, suyu
kullanmaya gücünün yetmemesi hükmündedir. Zaten suyun bulunmasından maksat da
varlığının bilinmesidir. Eşya içinde de su, kullanmak için değil, içmek için
saklanır. Elbise meselesine gelince: Onda da ihtilaf edilmiştir. Şayet
ihtilaflı olmadığını farz etsek de, namazın sıhhati için şart olan Setr-i
avret'in yerine geçecek başka bir şey yoktur. Abdestin yerine ise teyemmüm geçmektedir»
demişlerdir.
17- Teyemmüm etmek istiyen kimse, eğer yakınında su bulunduğunu tahmin
etmezse araştırmak zorunda değildir. Zira çöllerde ekseriyetle su bulunmadığı
gibi bulunduğunu gösteren bir belirti de bulunmaz. Bunun için böyle yerlerde
kişi, araştırıp da bulamamış sayılır. Yakınında su bulunduğunu tahmin eden
kimse ise, araştırma yapmadan teyemmüm edemez. Zira varlığım gösteren bir belirti
bulunduğuna göre, bu kimse su bulmuş sayılır. Kişinin, suyu araştırma alanı da
bir ok atımı kadar olup arkadaşlarından geri kalmaması için bir mile varmaz.
18- Eğer arkadaşında su bulunuyorsa, teyemmüm, etmeden arkadaşından
ister. Şayet vermezse, ondan sonra teyemmüm edebilir. Çünkü arkadaşlar,
ekseriyetle birbirlerinden suyu esirgemezler. Îmam Ebû Hanife'ye göre,
arkadaşından su istemeden teyemmüm ederse caizdir. Çünkü başkasına ait olan
herhangi bir şeyi istemede mezellet vardır. Diğer iki İmam ise: “Su, mebzul bir
şey olduğu için onu istemede mezellet yoktur” demişlerdir.
19- Eğer suyun sahibi değere göre karşılık ister ve onun istediği miktar
da kendisinde bulunduğu halde vermeyip teyemmüm ederse, teyemmümü caiz
değildir. Çünkü suyu satın almaya gücü yettiği halde almayıp teyemmüm
etmiştir. Fakat eğer istenen karşılık suyun değerinden fazla olursa, almayabilir.
Çünkü hiç bir kimse, bile bile aldanmayı kabule mecbur değildir. [5]